Anket

En beğendiğiniz Umay Umay albümü hangisi?

Umay Umay (1994)
7 (46.7%)
Naylon (1997)
6 (40%)
Ağzı Bozuk Aşk Mektubu (2002)
2 (13.3%)

Toplam Oy Verenler: 15

Gönderen Konu: Umay Umay  (Okunma sayısı 26724 defa)

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #90 : 16 Temmuz 2008 - 08:26:51 »

Çevrimdışı oLcy

  • Aktif Üye
  • ****
  • İleti: 362
  • Cinsiyet: Bay
  • kendi yankımla tanrımı yeniden kaybettim...
türkçeyi muhteşem kullanan mavi saçlı bu kadın , normların dışında yazı üslubuna sahiptir , herkesde olmayan...dinlemiş olduğum albümleri ve okumuş olduğum kitaplarından yola çıkarak söyleyebilirim ki; ülkemizde varolan değerleri korumalıyız ve değerlerini onları yitirmeden kavramalıyız.

"vücudumla bütün duvarlari yikmak isterdim, kamasindaki elmaslara vurgun bir bicak gibi...
tutunmama izin ver ya da öldür dedim."
...
''biraz sonra aglamaktan vazgeçecegim ve saçlarimi siyaha boyayacagim. ''benim matemim bu i$te.''
yazdiklarima ilk kez soru i$areti koymak istiyorum.''
...
''içimde, belki yarin $akirim diyen bir $arki... ama sen hiç çalmayan bir gitarsin. bak yine özlüyorum seni. bu itiraf edilmemi$ bir yalnizliktir.''
...
"ölene kadar seni seveceğimi sanmıştım baba , üzgünüm aşık oldum..."
...
''tek gerçek, hiçbir$eye sahip degilim. içimden beni sokaga çikartan, sevi$tiren; içimde beni sonsuz k0u$kuda birakan bir yaratik duruyor.''
« Son Düzenleme: 16 Temmuz 2008 - 08:27:59 Gönderen: oLcy »
artık özgürüm. öylesine yalnızım ki...

Özlem Tekin

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #90 : 16 Temmuz 2008 - 08:26:51 »

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #91 : 02 Eylül 2009 - 12:11:08 »

Çevrimdışı ßurçin

  • Emekli Mod
  • ******
  • İleti: 1350
  • Cinsiyet: Bayan
    • tık tık
son günlerde yokluğunu daha fazla hissettiğim sevdiğim sesler arasında umay..

kitapları şarkıcı kimliğinin dışında konuşulacak olursa ki bu mümkün değil her kitabında mutlaka şarkılarından izler görüceksiniz mutlaka okunması gerek diye düşünüyorum. Çok farklı bi tadı var..  (sokak edebiyatı veya fanzin denebilir sanırım) ...

yeni albüm çıkarmasını o kadar çok isterim ki bi ara böyle bi söylenti vardı fakat hala piyasada albüm olmadığına göre yalan bi habermiş ne yazıkki ..

bilgisi olan varsa paylaşsın çok memnun olurum =)


Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #92 : 02 Eylül 2009 - 19:33:59 »

Çevrimdışı tekin ali

  • Genel Moderator
  • ******
  • İleti: 8358
  • Cinsiyet: Bay
  • "kArGaLaR"
    • Facebook-Özlem Tekin
Kazım Koyuncu ile düeti olduğunu bilmiyordum  hı:

Şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

http://www.myspace.com/umayumay

Bu arada "en son cem adrianla düeti var 'bana özel'i söylemişler çok da güzel ama artık kendi şarkılarını da bi duysak"  denilmiş bir sitede....

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #93 : 21 Eylül 2009 - 00:40:26 »

Çevrimdışı seytannikahi

  • Gold Üye
  • *****
  • İleti: 5898
  • Cinsiyet: Bayan
  • Benim Adım : Seksi
    • Follow Me
Affet parçasının sözleri çok çok güzeldir ve başlangıcı bana hep galaksivari olaylar hatırıma getirir.

Seviyorum uleynnn
"Sen,her zaman NY'dan daa güzeldin" de."Seni hiç kırmadım ki" de."Kim uydurdu bu yalanı"

http://seytannikahi.blogspot.com/

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #94 : 10 Kasım 2009 - 14:51:05 »

Çevrimdışı seytannikahi

  • Gold Üye
  • *****
  • İleti: 5898
  • Cinsiyet: Bayan
  • Benim Adım : Seksi
    • Follow Me
Umay Umay'dan artık düet değil,gerçek bir albüm istiyoruz.Dön dolaş sıkılıyor insan bir süre sonra...Nadasa çekip tekrar dinliyorum hep.
"Sen,her zaman NY'dan daa güzeldin" de."Seni hiç kırmadım ki" de."Kim uydurdu bu yalanı"

http://seytannikahi.blogspot.com/

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #95 : 24 Mart 2010 - 14:50:35 »

Çevrimdışı seytannikahi

  • Gold Üye
  • *****
  • İleti: 5898
  • Cinsiyet: Bayan
  • Benim Adım : Seksi
    • Follow Me
..."kırmızı". sana sadece kırmızı demeliyim. ben başaramıyorum "kırmızı". hatırlamak dışında bir mucizem yok. birşeye inandım. birşeye ve sadece bir kere ağlayarak dansettim. oysa hayata bağlanmak için ayağa kalkmıştım.

O****u Kırmızı kitabından
"Sen,her zaman NY'dan daa güzeldin" de."Seni hiç kırmadım ki" de."Kim uydurdu bu yalanı"

http://seytannikahi.blogspot.com/

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #96 : 25 Mart 2010 - 06:42:16 »

Çevrimdışı seytannikahi

  • Gold Üye
  • *****
  • İleti: 5898
  • Cinsiyet: Bayan
  • Benim Adım : Seksi
    • Follow Me
Son kitabı "Orospu Kırmızı" pekala bir albümünün adı da olabilirdi, gayet de münasip olurdu. Nasıl olmasın ki!... "Bütün güzel çocuklar şü pheli" bir defa. Fakat o kadim klişenin dediği gibi, yuvarlanan taş yosun tutmaz. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen kimse Umay Umay'ın yosun tuttuğunu söyleyemiyor.

Ancak medyanın ağzı torba değil, Umay'a dair ne varsa dillerine pelesenk. Evet, Umayınki volümlü, tansiyonlu, nabızlı bir ses!... Gelgelelim "Ağzı Bozuk Aşk Mektupları"da durmak bilmiyor...
Şimdi, önce müzik, sonra edebiyat, sonra da hayata bağlanıyor ve Umay Umay'la yeniden ve biraz daha yakından tanışıyoruz...



"BANA AİT OLMAYAN HİÇBİR ŞEYİ GÖSTERMEDİM"

Bir anket defteri sorusuyla başlamış gibi olacağız, ama yine de soralım: Neden Umay Umay?
Şiirselliğinden dolayı. Umay Umay iyi biri. Çok kahve içen, harika müzikler dinleyen, az konuşan, yalnızlık manyağı biri.
Başka şeyler de var ama ne biliyim nasıl denir? Elma yanaklı, kiraz dudaklı olur mu?

Endüstriyle uyuşmazlığını ortaya koymana rağmen kemik bir Umay Umay kitlesi yarattın ve aynı kulvarda olduğun isimler de seni göklere çıkarıyor; bu durum zaman zaman üzerinde bir ağırlık yapmıyor mu?
İnanıyorum, ondan belki. Şöhretten ıvırdan zıvırdan daha başka bir şeyler hayalim, kendime inanıyorum. Rüyalarımda bir konser versem kendim kendi elma yanaklarımı ö püyorum, düşün yani. Bana ait olmayan hiç bişeyi göstermedim, demedim, etmedim.
Tüm defolarıyla, eksikleriyle, hevesleriyle, hatta beceriksiz ya da becerikli rolleriyle hepsi benim orjinimdi. Ne biyörg ne şınayda ne başkası. Gözümün kendimden başkasını görmeme salaklığı baya korudu beni yani. Bedellerini uyumsuzluk, parasızlık, yalnızlık, az satma gibi sevimsiz karşılıklarla ödedim. Hala ödüyorum. Ama var ya, yeniden dünyaya gelsem aynısının daha katısı olurum.
Onlar beni bırakmadı, buna şaşırmadım, çünkü onları aldatmadım.

90'larda müzisyen olarak ayakta kalmak hakkında neler söyleyebilirsin, o günlerle bugünleri kıyasladığında neler düşünüyorsun?
Pop, porno ve futbol dünyada her zaman her yerde ayakta. O zaman da öyleydi. Uf, bildiğin herkestik işte. çok kötüler ve epey iyiler o zaman da vardı, şimdi de var. Ama farklı o zaman da karaborsaydı şimdi de. Yani, üzgünüm.

Bazıları senin için felaket tellalı diyor… Kaç Umay var sence? Umay hep aynı Umay mı?
Şöyle bi küstahlığa sahibim. Sanatçı olduğumu bilme küstahlığı.
Buna gıcık olanlar var, sanat- sanatçı olgusuna. Ben de onlara gıcık oluyorum. Bu bir sanatçı olamama kompleksi. Sanatçı olduğunu bilmek de kompleks elbette, ancak çok yakışıklı bir kompleks. Diğeri gibi sinir sıçmak yerine plajda güneşlenmek gibi...
Beni sevenlere öncelikle ben hayranım. Çünkü beni sevmek zordur. Bunu yapan herkese büyük hayranlık duyuyorum. Hele hele bu ülkede sevilmeyeceğin, hatta hatta sevilmediğin sana dayatılmışsa, anlıyomusun? Sanat hakkında bir şey demem. Hissederim, hisettiririm. Popülerliğe karşı filan hiç değilim. Ama her zaman en kötü şeyler popüler olur. Kolay malzeme, kolay algı. Açıklaması bu kadar basit. Salak işidir popülerlik. Biraz aklı olan kullanır, yer içer tükürür geçer. Hakettiği muameleyi verdiğin sürece tehlike yok. Ama adam yerine koydun mu tehlike çok. Ama bana göre tehlike ve salaklık, başkasının işine yarıyosa sorun yok ve umrum da değil. Gündeliktir, lazımdır tamam ancak ruhu ufaltır, fakirdir, gurursuzdur.
Benim tercihim asil ve rezil olmaktan yana...



"TERCİHİM ASİL VE REZİL OLMAKTAN YANA"

Beş kitabın var. Seni yazmaya iten neydi, süreç nasıl gelişti?
Dağıtımı ve gücü zayıf yayıncılarla çalıştım. Bu yakışıyodu sanki yazdıklarıma, durumuma. Ama hiç biri baya iyi sattığım halde paramı ödemedi. Artık daha iyi yayınevleriyle çalışacağım. 'Adır' filan olduğumdan değil yani. Ayrıca beni istersen en popüler yayınevinden en büyük dağıtımla çıkart ben yine birileri gibi değilim, söylediklerim ortalıktaki birbirinin aynı herşey gibi değil.
Al şarkımı dünyada 1 numara et, ı ıhh olmaz, ben yine bi tuhaf, bi bozuk, bi rahatsız dururum.

Hakiki misin?
Ben o kitapları mutluluk içinde, yalan içinde, uyum içinde yazmadım. Hatta yazmadım, derimi sıyırı p yapıştırdım kağıtlara.

Umay ayakta kalmak adına neye ihtiyaç duyar, ya da duyar mı? Konuya dair mesajın var mı?
Hiç. Hiç bir mesajım yok. Sadece sevmek ve sevilmek isteği. Sevilmeyi isterken sevmeyi de çok istiyorum. Çok az seven biriyim. Öyle sevgi şevkat dağıtan biri değilim. Ben de okurumdan, dinleyicimden haz ve almak istiyorum. Ayrıca denecek bişey varsa onlar bana desin, diyeceğimi dedim zaten. Biraz daha kaldı içimde, biraz daha küsmem lazım.

Müzik, edebiyat ve fotoğraf. Yapıtlarını ayakta tutan cesaret midir?
Cesaretle korkuyu aynı tutarım. Cesaretin bir adım ötesi korkudur, korkunun bir adım ötesi cesaret... Seç? Seçemezsin!
Çok cesur biri çok korktuğu için cesur olmak zorunda kalmıştır. Çok cesur çok korkmuş ve korkmaya devam edecektir.
Yoksa ne hakiki cesaretten ne de hakiki korkudan söz edemeyiz. Bu birbirinin aynısı olan hali bünye edinmişsen zevkten ve acıdan gebereceksin zaten... Seç? Yok öyle herşey olmak! Varsa da bende yok, tesis yetersiz.

Neden seviyorlar seni?
İşte bu çok zor soru. Yani çok zor cevap. Sadece kendimi kullandığım için olabilir. Emin olamıyorum. Ancak dilimin birilerine benzemediğinin farkındayım. Önceleri çok üzülüyosum. Tak diye anlaşılmıyo diye. Hep beni buna inandırmaya çalıştılar. Anlaşılmıyosun, sevilmiyosun, zorsun. Şaşıyordum. Uzaydan gelmemiştim. Akçaabat'lı Umay'dım. Tamam bi tuhaflık vardı ama aşılmıycak duvar da değildi. Sonra kendimi bile iplememeye başladım ve düzeldi. Ummadığım okuyucular tanıdım. Nasıl güzel, doğru algıladıklarını fark ettim. Artık sevilemeyeceğime inanmıyorum. Herkes kadar sevmeyenim var, herkes kadar sevenim yok hepsi bu. Ama şu saygın ve yaygın meselesi.))))))
Yaygın değilim, evet. Olamam elimde değil. Onun aşşalık kuralları var.



"GERÇEK KENDİ CEHENNEMİNDE BOĞULSUN"

Proje harici şeyler, mesela kitaplarda kullandığın fotoğraflar gerçeğe dönüşmeyecek mi?
Gerçek kendi cehenneminde boğulsun. Onla yakın bile olmadım. Ben hakikiyim. Olmaz mı?... E tabi fotoyu da müzği de yazıyı da aynı ruhla yapıyorum. Birbirlerine benzemeleri çok doğal. Aslında farklı olsa ne güzel olurdu değil mi?
Ruhum o kadar zengin değil, kahretsin.

Son olarak, bundan sonra nasıl bir çizgi izleyeceksin?
Bir kaç kitap ve internetten belki birkaç müzik. Bir sinema filmi yapmadan ölmek istemiyorum. onu kurup duruyorum kafamda.
Evet onu yapmayı çok istiyorum. hissettirmenin dibine indirmek istiyorum kendimi, en dibine, orda bulutların olduğunu duydum da...

Hem borcum var bir dolu güzel çocuğa, onlar hala şü pheli... Ondan.

KAsım ayında yapılan bir röportaj,içinde bütün soruların cevapları var,ama albüm yok maalesef

Ayrıca; http://umay-umay.deviantart.com/
"Sen,her zaman NY'dan daa güzeldin" de."Seni hiç kırmadım ki" de."Kim uydurdu bu yalanı"

http://seytannikahi.blogspot.com/

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #97 : 25 Mart 2010 - 06:52:33 »

Çevrimdışı seytannikahi

  • Gold Üye
  • *****
  • İleti: 5898
  • Cinsiyet: Bayan
  • Benim Adım : Seksi
    • Follow Me
Ve pek de eski sayılmayan başka bir ?ler röportajı daa

Röportaj:Çağlar Yerlikaya

Kendimizi ararken,bir gün ona rastladık.Şarkı söylüyordu,bir yandan da elbisesinin üzerine şiirler yazıyordu.Biz bir şey sormadan,sağ avucumuzun içine kendimizi göreceğimiz pirinç işlemeli bir ayna,sol avucumuzun içine kalbimize geri dönmemiz için bir harita bıraktı.Sonra sessizliği fısıldayan dudaklarına kırmızı rujunu sürdü ve sarayına geri döndü.Biz sevişen çocuklarsa,ölene kadar içinde sevişeceğimiz sözcükler bulmanın sevinciyle evimize doğru yol aldık.

Hayata ve hayatıma kattığı anlam için, ‘Sevişen Çocuklar Matinesi’ adlı ilk kitabımı ithaf ettiğim,sessizliğin ve sözcüklerin kraliçesi Umay Umay ile uzun bir aradan sonra gerçekleşen bu söyleşi,bütün sevişen çocukların uyandığında yastıklarının altında bulacağı,kalpten bir kutu içinde sunulmuş hediyedir.

Çağlar Yerlikaya

Popüler kültüre ait olan hiçbir şeyle bir kan bağının olmadığını herkes bildiği halde,o dergilerde,o kanallarda,o cafelerde gözükmediğin ve o insanlarla dans etmediğin için,ortalıkta sürekli gezinen ‘Umay nerde’ sorusu var.Bunun sebebi ne?

Bu soru, kanımı en donduran soru.Üstelik bunu, popüler tavıra karşı olduğunu iddia edenler soruyor. Öyle bir hava esti ki, sanki ben öldüm.Yooo, buradayım.Hayatımda olan bitenin görünenden uzak olması, bir seçim.Sevemedim, hepsi bu. Hayatın hediyeli bok torbası kısmını seçmedim,hepsi bu.’Ahh dur, ben bir kopayım’ bile değil, bünyem kaldırmadı.Tesis yetersizJKarşı filan da değilim.Süper eğleniyorlar.O eğlence biçimine ait değilim,dostlarımla da el ense bir ilişkim yok.Ailemle bile yok.Elimden başka bir şey gelmiyor.

Umay,bana kahve içtiğimiz bir gece,’Aşk,söz kültürüdür’ demiştin.Kalbindeki rezervasyonların hepsini aşk için ayırtan bir sanatçı olarak,çoğu insanın söyleyecek bir sözünün bile kalmamış olması seni nasıl etkiliyor?

Sanırım hayat, AZ bir yere gitti. Her şeyin azı makbul gibi.Az düşün, az sev, azla yarat, az bil, az az az… Bu azlığa direnenler, ‘işe yaramayan insanlar’ durumuna düştü. Şizofren, duygusal, romantik, manik,bırakın kendi haline…durumuna düşürüldü. Azlıkları fazla olanla baş edilemezdi. Her şey sıradanlaştırıldığı gibi, zorlaştı da böylece. Sevinçlerin, gülüşlerin bile kontrol altına alındığı bir dünyada, aşktan sadece bahsedilir. Bu bahislerden iğreniyorum.Dünya, para ve para patronlarının elinde. Çok hesaplı bir şekilde, önce sanatı yok ettiler. Sanatın olmadığı yerde, kimse hiç bir şeyin hesabını soramaz.Sanat, ‘ahlak’ demektir. Ahlakın olmadığı yerde, hiçbir şey hakiki olamaz.İnsanların hayallerini bile aldılar. Hatta artık hayal kırıklıkları bile yok.En azından, benim bir hayal kırıklığım bile yok.

Yazdıklarını okurken,fonda bir müzik çalıyor sanki ve okuyucuların gözünde görüntüler oluşuyor.Bu senin sanatı ne kadar etkin kullandığını bir kez daha gösteriyor.Sözcüklerin bazen piyano,bazen kamera,bazen de bir fotoğraf makinesi görevini üstleniyor adeta.

Öyle mi? Müzik, bende hiç susmuyor. Görüntüleri durduramıyorum,ondandır.

“İçi adaletle dolu bir gözyaşı tabancası”

Umay Umay,Naylon,Ağzı Bozuk Aşk Mektubu…Üç albümünde de gerek şarkılar,gerekse klipler bakımdan,insanların ya aklına getiremediği ya da yapmaya cesaret edemediği çalışmalara imza attın.Değişen bir şey yok,son albümünden sonra yine herkesin kendi kalbine geri döneceği parçalar yaptın.Hatta bana,şarkılar için düşündüğün kliplerden bile bahsettin.(ki sen anlatırken bile,çok etkilendim)Sabırsızlıkla bekleyen bu kadar hayranın ve düzenlemeleri bile bitmiş yeni parçaların varken,neden son anda albüm yapmaktan vazgeçtin?

Kazım(Koyuncu) gittikten sonra kolum kanadım kırıldı,sesim içime kaçtı sanki.Ne zaman bir şarkı söylemeye kalksam, gözyaşlarına boğulup kaçıyorum.O, benim müzikten yapılmış adamımdı, kardeşimdi. Tarifi imkansız bir sevgi ve inanç bağıydı. Yapamıyorum.Çok ağır, bunu aşamadım. Yıkıntı, çöküntü anlaşılır bir şey değil. Herkes başka türlü yıkılıyor,herkesin biçimi farklı. Acılarımı, dondurma yalayarak yaşama becerisine sahip değilim,yanıp kavruluyorum.Ama bu külleri toprağa gömmeden önce, elbette savuracağım. Nereden baksan, inatçıyım. Savaşçı olamadım hiç.Çünkü savaşın, her şeye tenezzül ettiğini gördüm. Her yola, her silaha, her puştluğa.Savaşçı olmak yerine, inatçı oldum. Kırık dökük de olsam, inat gibi oturuyorum koltuğumda.Ne tenezzülüm var, ne arsızlığım.Eğer bir silah şartsa, tek silahım adalet. İçi adaletle dolu bir gözyaşı tabancası.

Müziğinden ve yazdıklarından sonra, şimdi de fotoğrafların konuşuluyor.Ben sadece fotoğraf demek istemiyorum,hepsi bir şiir.Hepsi o kadar çok şey anlatıyor,hepsi o kadar çok ağlatıyor ki…Umay,hayatın hangi anlarında deklanşöre basıyorsun?

Deklanşöre, Kazım hastalandığında basmaya başladım. Hastaydı…Öleceğini öğrendiğimde, peş peşe basmaya başladım. Her basışımda, 'gitme, n’olur ' diyordum. Durdurmak istiyordum zamanı. Gittikten sonra da, 'n’olur gel' diye devam ediyorum. Fotoğrafçılığım, benim için bir kayıp hikayesi. Susup seyredebildiğim bir hikaye. Yoksa, fotoğrafçılık umurumda değil. Makinemi her yere, herkese 'sen gittikten sonra' diye doğrultuyorum. Onsuz, yalnız ve güzel. Hatalarımızı bile affedemediğim, buruk bir arkadaşlık hikayesi. Sanırım fotoğraf makinelerim de, gözyaşı tabancam…

“Bir daha korkarsam eğer,kendi yüzüme dönüp bakmam”
Senin yazdıkların her zaman farklı,her zaman derin ve her zaman cesur olan tavrıyla, yer altı edebiyatının verilmiş en güzel örneği.Ama son dönem yayınlanan şiirlerine bakıldığında, bunun çok daha ötesinde bir şey olduğu görülüyor..Kimsenin cesaret etmediği,kimsenin yerini bilmediği ya da haberdar olmadığı bir kapıyı açmışsın gibi.Yazıda başlattığın yeni bir akım gibi sanki?

Bu konuda, mütevazı olmayacağım,olamıyorum.)Ama çok komik bir şey var. Bu edebiyatı, en çok güvendiğim ve sevdiğim edebiyatçılar görmezlikten geliyor. Bunun da keyfini çıkarmaya başladım. Nasıl bir tehditse.) Anlıyorum artık. Kızıyordum, artık kızmıyorum.Bir şey oldu epey önce, kimsenin beni öldüremeyeceğini fark ettim.’Affet’ diye bir şarkı yazdım. Vazgeçiyorum.Affedilmeyecek ihanetlere tanık oldum. Affetmeyeceğim.’Affetme’ diye bir şarkı yazabilirim.Affetme nin, ne büyük uyum isteği ve palavra olduğunu fark ettim.Çok uyumsuzmuşum.Azıcık uyayım diye, ne fedakarlıklar yaptım, geçmiş olsun, affedemiyorum, etmeyeceğim de. Korku kendi cehenneminde debelensin, benim cehennemim başka. Bir daha korkarsam eğer,kendi yüzüme dönüp bakmam.

Umay....Senin gibi farklı ve kimseyle örtüştürülemeyen bir sanatçının hayranlık duyduğu ya da beslendiği sanatçılar kimler?

Virginia Woolf,İran’lı Furuğ ve Lale Müldür.Ve Bilge Karasu’dan sonra, kim ne yazdı, inan hepsini unuttum.Yeniden oturup Gece’yi okuyacağım. Müzikte Miles Davis. Hayatımda bana uçurum sarkıtan, tek müzisyendir.Ya da onu keşfettiğim günlerde, uçurum sarkıyordum da eşlik etti.

Konser vermediğin ya da imza günleri düzenlemediğin halde hayranlarınla aranda kurduğun çok derin bir ilişki var.Aslında sanatın esas görevi bu,ama ülkemizde bu pek mümkün olmuyor.Sen bunu nasıl başarıyorsun?

Başarmak?Başarı? Bunlar, bana hiçbir şey ifade etmiyor.Ben, başaramıyorum kırmızı... dedim. Hatırlamak dışında, bir mucizem yok. Sadece bir kez, hayata bağlanmış olabilirim.Emin değilim.Başarıyla ilgilenmiyorum ama bana hala ‘neden albüm yapmıyorsun’ diyen dinleyicimle de ilgilenmiyorum. Sevenlerime hep baktım, beni nasıl ve neresiyle sevdiğine. Her sevene aşık değilim. Dünyaya, ‘sevgi böcüğü’ olma sözü hiç vermedim.Dünyaya, hiçbir söz vermedim. Terbiye borcum da yok, biliyorsun.Benden diledikleri gibi nefret edebilirler,benim de yaptığım gibi…

Şu an Rüya Duvarları’nı hangi renge boyamak ve üzerine ne yazmak isterdin?

Rüya Duvarları’nı doğuda yazdım.Sis dolmuş otel balkonlarında ve soğuktan titrediğim kilise yatakhanesinde.Yanımda yıllardır bitmeyen, dostum olan arkadaşım vardı.İlle de imaje etmem gerekiyorsa, o yazdıklarımdan ona bir ev yapmak isterdim.İntihar gibi yaşıyordum ve bir an bile elimi bırakmadı. Sayıklamalarımı kağıda, o geçirdi.Bir an bile… Doğuda taşların ve yılanların fısıltılarını dinledim. Avuç içlerimle ve eteklerimle konuştum.Eteklerim, tükenmez kalemle yazılan sözcüklerle doluydu. Tükenmiyordu, tükenmiyor işte...Bak, ne kadar güzel yanıp sönen ağaçlar...

“Ucu açık duyguları cezalandırıyorum”
Virginia Woolf,’Bir kadın olarak ülkem yok.Bir kadın olarak,bir ülkem olsun istemiyorum.Bir kadın olarak,bütün dünya benim ülkem’ demişti.Bir kadın ve bir sanatçı olarak senin ülken neresi?
Ve yine Virginia Woolf, ‘Yaşamak neden böyle içler acısı, neden bir uçurumun yanı başından geçen daracık bir yol gibi’ dedikten bir süre sonra da,ceplerine doldurduğu taşlarla,evinin yanındaki nehre atlayıp intihar etmişti.Bir sanatçıyı sanatçı yapan, yaşamına bile son verebilecek keskinlikteki tavrı mıdır?

Sanatçı olmadan intihar edenlere, ne diyeceğiz? Onları nereye koyacağız? Her şeyi sanatçıya yüklemesek?Ben Virginia’dan çok,üç kardeşin beraber intiharını merak ediyorum.Hürriyet’te okumuştum. Sanatçı ya da değil,intihar bir tavırdır.Ama neye karşı?Bilemeyiz! Milliyetçi sayılırım,ülkeme aşığım. Türk olmak, bana haz veriyor. Bütün dünyayı, ülkem hissetmiyorum.Bir tane annem var, herkes annem değil. Birileri ne hissederse hissetsin, ben bir ülkeye ait olmaktan hoşlanıyorum. Coğrafik sınırlarım, dünyaya taşmıyor. Akçaabatlı Umay’ım,annem Serpil, oğlum Toygan, arkadaşım Dilek, sevgilim... Herkesi- her yeri hissetmiyorum.Üzüleyim mi?:)Önceleri, dünya vatandaşıyım gibi cılız laflar ederdim.Yok artık, etmiyorum.Delirmiş derecesinde hakikat peşindeyim.Hakiki olmayan kimseyi, iki dakika bile yanımda tutmuyorum.Ucu açık duyguları cezalandırıyorum,belki yaşlandım.Emin olmak istiyorum,yanlış bile olsa emin olmak ve ona sarılmak.

Hiç soru sormadan,sadece ‘Aşk’ desem?

Kalbimi kırmasan bugün?Bak yağmur yağıyor…
"Sen,her zaman NY'dan daa güzeldin" de."Seni hiç kırmadım ki" de."Kim uydurdu bu yalanı"

http://seytannikahi.blogspot.com/

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #98 : 25 Mart 2010 - 07:18:46 »

Çevrimdışı seytannikahi

  • Gold Üye
  • *****
  • İleti: 5898
  • Cinsiyet: Bayan
  • Benim Adım : Seksi
    • Follow Me
Umay Umay yeni albümü "Ağzı Bozuk Aşk Mektubu"nda beş yıllık suskunluğunun öyküsünü anlatıyor; aşkı, ayrılığı, maviyi ve cam kırıklarını. Doğrudan ve yanlıştan söz etmiyor, çünkü ona göre hayat da yanlış.

"Aloooğ" diye başlıyor "konuşmıycak mısın" diye soruyor. Dünyanın tüm dillerinde sevişmekten söz ediyor maviliklerden, kırılmış bilekler gibi bakan gözlerden, cam kırıkları üzerinde sevişmekten bıkmaktan... Artık babası yok, sağlam erkeği de... Umay Umay, yeni albümü "Ağzı Bozuk Aşk Mektubu"nun sonunda şöyle diyor: "Sevgilim, kalbimizden daha büyük aşkımız için... Aşk zalimdir ve ten acıtır..."

Umay Umay'la şehirler, aşk, müzik ve doğrularla yanlışlar üzerine konuştuk:

Uzunca bir süre sessizdiniz... Beş buçuk, altı yıl oldu. Kitap da yazmadınız...

Sessizdim, ama çok şey yaptım. Mardin'de müzik biriktirdim, şiir biriktirdim, yani yarattım. Çünkü gürültüden uzaklaştım ve içe döndüm. Şimdi hazırım.

Kentinizi de mi değiştirdiniz?

Güneydoğu'da çok kaldım, Mardin, Nusaybin...

Neden Mardin?

11 yaşında rüyamda Mardin'i gördüm. Sonra belli belirsiz bir Mardin fotoğrafında rüyamı buldum, merdivenleri, kapıyı... Ama korkudan 34 yaşına kadar gidemedim. Çünkü Doğulu olduğumu düşünüyordum. Sonra gittim, buldum o kapıyı. Ben oralı değilim...

Bunu mu sınadınız?

Evet. Benim vokalim, şiirlerim, kitaplarım, giysilerim çok Doğulu. Rüyamın dışında hayatımı da Doğu'da büyüttüm, Doğulu şairlerle, doğulu müzisyenlerle... Onlarla aramda benim asla açıklayamayacağım, açıklamayı da hiç düşünmediğim çok garip bir ilişki var. Benim kalbim gerçekten Doğu'da büyüdü. Her şeyimden belli. Şiirlerimi okuduğunuzda hiçbir Karadenizli yazarın, çizerin, konuşmacının tınısı yoktur. İnanmanız çok zordur, bu kadının bir Karadenizli olduğuna.


Karadenizli geçmişiniz kaç kuşağa kadar gidiyor?

Çok karışık, Türkmen Alevisi olduğumuzu iddia edenler var. O kadar karışık ki; göç dönemindeki asimilasyonda kimin ne olduğu belli değil. Bir bölüm Tunceli'ye göçmüş, bir bölüm kıyıya inmiş. Kıyıya inenler çok ciddi asimile olmuşlar. O yüzden Karadeniz'de zaman içinde yok olduğu ve bunun hiç dillendirilmediği söyleniyor. Ben Akçaabat'ta doğdum, ruhumu Nusaybin'de büyüttüm.

Son 20 yıldır yaşananlar sizi ne kadar incitti, siz ne kadar savruldunuz?

Bunlardan sarsılmamak mümkün değil, ayrıca ben savrulduğumu her şeyimle dile getirdim. Yazılarımla, imzalarımla, gözyaşlarımla... Nerede durduğumu hep gösterdim, üstelik bunu çok popüler biri olarak yaptım. Cidden kimse yapamazdı bunu yani hem popüler olacaksınız, hem bu meselelerle hiç işiniz yokmuş gibi görüneceksiniz, ama tam da içinde olacaksınız. Ancak, son yıllarda bunun tanrısal, mistik ya da bilimsel teknik bir senaryo olduğuna inanmaya başladım. Artık çok daha tuhaf şeyler, atladığımız şeyler beni daha çok incitiyor. Manisa'da işkence gören beş gençle beraber kanar ve kahrolurken aynı gün televizyonda, evi yıkılırken altında dört kedisi ölen kızın "Kedilerim, kedilerim, kedilerim" diye bağırmasını işitmek de büyük bir şiddet geliyor bana. Acı yarışını bıraktım. Kimin acısı daha büyük, buna artık ben karar veremiyorum. Karar verenlere de çok şüpheyle bakıyorum. Çünkü acı nerede daha güçlü, nerede daha az, hangisi daha yok edici bilemiyorum. Benim için büyük acı âşık olamamam. Gerçekten, bütün savaşlardan daha büyük acı. Bu yüzden politik söylemim de değişti.

Bütün acıları, çelişkileri aynı kefeye mi koyuyorsunuz?

Aynı kefeye değil, kendi içlerindeki çok boyutlu kefelerine koyuyorum. Tek bir yönüyle görmüyorum. Ayrıca acıya daha yakından akrabalığım var, ama çok da sevinçli bir kadınım. Duyduğum acı hayatıma çok mağrur ve çok güzel yansır. Sizi hiç kirletmem. Sizi belki çok ince ve hassas yerinizden ağlatırım, sizi kahretmem, size jilet attırmam, acıyla aramdaki akrabalık çok asil ve mağrur bir akrabalıktır.

"Sen,her zaman NY'dan daa güzeldin" de."Seni hiç kırmadım ki" de."Kim uydurdu bu yalanı"

http://seytannikahi.blogspot.com/

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #99 : 25 Mart 2010 - 07:22:13 »

Çevrimdışı seytannikahi

  • Gold Üye
  • *****
  • İleti: 5898
  • Cinsiyet: Bayan
  • Benim Adım : Seksi
    • Follow Me
devamı:

Bunu ne zaman, nerede öğrendiniz?

Acının nerede başladığını bilmiyorum. Ama ben ona acı değil, "aşırı hassasiyet" diyorum. Maalesef şimdi hassaslığın adı şizofreni oldu, ne kadar hassas, duyarlı, beyaz ve güzel öfkeliyseniz, o kadar şizoidsiniz... Acı içe dönüktür, en gerçek duyduğumuzdur. Yani acı kötü bir akşam yemeği değildir. Acı aslında kötü bir savaş görüntüsünden çok daha derin, çok daha talihsiz, görüntüsüz, sessiz, zaman zaman hain bir duygudur.


Acı çekmeyi bilmek de bir terbiye mi istiyor?

Terbiye, tercih, zeki... Her şeyin zekâyla çok ilgili olduğunu düşünüyorum. Zekâsız hiçbir şey olmaz. Ben, az zekâlı olduğu için aşkı, devrimi, acıyı, öfkeyi, karşı tavrını, mutluluğu çok sefil ve kötü yaşayan insana tanık oldum. Hayat da bu zaten.

Zekâ burada doğru bir tanım mı acaba?

Zekâ adı konulan belki başka bir şey vardır, biz zekâ diyoruzdur.

Sizin zekâ tanımızı anlatmanız lazım. ..

Evet, benim için kabul edilen her şey bir kere ciddi palavra; neyse bu senaryo bilmiyorum. Ne zaman başladı, kim kurdu, umurumda da değil. Çünkü bir tane hayatım var, 35 yaşında güzel, zeki bir kadınım; yeteneklerim, aşk talebim, çok güzel çocuklarım, çok güzel erkekler var. Bunlar varken ben oturup analizle uğraşacak kadar geri zekâlı değilim. Çünkü, yaşamak büyük bir zekâ...

Yaşamanın kendisi mi?

Bazen bir geri zekâlı çok zekâlı olabilir... Diyarbakır'da, yedi yaşında, herkesin deli dediği sokaklarda dolaşan bir çocuk size yanaşıyor, elinizi açtırıyor, iki tane akmış, bozuk kalem pil koyuyor, kapatıyor, "Aşkın biterse beni ara" deyip gidiyor. Size bütün bir 21. Yüzyılın çöküşünü anlatıyor. Bunu bana, bu pratikte, hiçbir bilim adamı ve sanatçı anlatamadı, şoke oldum. Akan teknoloji, akan pil, iletişim, aşkın sadece oralarda kaldığı... İşte zekâ. Ama o, Diyarbakır'ın deli, korkulması gereken, geri zekâlı çocuğu.

Kız çocuğu mu?

Kız. Savaşanın kalbi yoktur. Türk de olsa, Kürt de olsa kalbi yoktur, ama sevdiği bir şiiri kendi annesinin diline çevirmek çok erdemli bir savaş modelidir. Ben o savaştan yanayım. Anlatabiliyor muyum? Ben devlet istemiyorum, ama kültür istiyorum. Globalleşmekten korkuyorum, ben arkadaşımla Kürtçe konuşmak, Kürtçe sevişmek istiyorum. Ermeni'yle Ermeni dilinde ağlamak istiyorum, ama devletlerini istemiyorum.

Bizler bütün tanımları birkaç cümleye sıkıştırıp, gerçekten bilmediğimiz kederleri anlatmaya çalışıyoruz belki de... Belki de doğru bu değil...

Yanlış yapma hakkımı kullanabilir miyim? Hayat doğru değil ki. Doğru mu yapıyoruz acaba, doğru mu, doğru? Bu büyük bir cinnet ve deformasyon.

Doğru değil derken, hangi hayattan bahsediyoruz? Bizim yaşamayı beceremediğimiz bir hayatı yanlış olarak mı tanımlıyoruz?

Geçmişe doğru bakarsak, annemiz de o kadar doğru değil, babamız da, iş arkadaşımız da... Hayat dediğim o. Hiçbir şey doğru değil ki; bu mu doğru, o mu doğru derken, ben neredeyim ya?

Sizce neredesiniz?

Bana ne doğrudan, benim yanlışım nerede, onu istiyorum. Benim sapıtma hakkım, benim yalan konuşma hakkım, benim adam öldürme hakkım nerede? Bundan bahsediyorum, açıkçası, bu kadar yanlış içinde benim bu kadar doğru olmaya ihtiyacım yok. Çünkü maalesef acının mağrurluğunu, dilin sessizliğini öğrendim, artık, en büyük savaşın silahla değil, yaşayarak yapılabileceğine inandım. Bir savaşa politik olarak katılmam mümkün değil, ama bir insanın bana annesinin dilinde âşık olmasını istiyorum. Benimle kahve içerken anneannesinin renkleriyle konuşmasından haz alıyorum.


Cümlelerin, tanımların ağırlığından, sese mi kaçmak istiyorsunuz?

Hiç öyle bir tepkim yok. Her zaman kendime ihtiyacım var, kendi ağırlığıma, kendi sessizliğime, kendi yalanıma, kendi itirazıma. Sessiz mi olur, sesli mi olur, yani şiddete karşı mıyım değil miyim, bilmiyorum. Her üç dakika stressiz kalıp sonra birini dövmek isteyebilir miyim? Dövmüyorsam şiddet yok değildir. Dövüyorsam haksız dövüyorumdur... Yani ben sadece yaşamak istiyorum.

Daha önceki konuşmalarınızda aşk çok güçlü, çok inançlı ve çok derinlerden gelen bir duyguydu. Bugün ise âşık olamamaktan korkuyorsunuz. Bu korku nereden çıktı?

Ben çok büyük bir aşk yaşadım. On yıl beraber olduk. İlk beş yıl telefonumuzun fişini bile çekmiştik, kimseyi istemiyorduk. Son beş yıl bir cehennemdi. Ama o cehennemde aşk olmadığını kimse kanıtlayamaz. Ben âşık olduğumu son beş yıl anladım, ilk beş yıl galiba flört gibiydi. Ama çok büyük bir aşktı. Bunu her zaman söylüyorum, bana bir şey olursa çocuklarımın hakları onundur, diyorum. Öyle güzeldi ki. Şiddetiyle, nefretiyle her şeyiyle... Adam, ruhumda ve bedenimde sevilmedik, dokunmadık yer bırakmadı. Çok zeki bir cehennem yaratıcısıydı.

Bu yeni albümdeki çığlıklar onun çığlığı mı?

Tabii... Onun çektiği fotoğraflar... Bu ona hakaretim, "Sen yoksan ben de yokum" derdim, o yüzden devam edeceğim. O hayatının en büyük cezasını ödeyecek. O, sadece her seviştiği kadından "Kahretsin yapamadım, yine mutlu olamadım" diye ayrılacak.

Bu egoyu nerede beslediniz?

Aşkta.

Hâlâ kanıyorsunuz ve kanatmak istiyorsunuz...

Adaleti seviyorum. Ayrıca herkes cezasını ödemeli.

Sizin itirazlarınızdan biri de aykırı ya da marjinal olarak tanımlanmak...

Valla, Hülya Avşar benden daha aykırı, Seda Sayan da. Ben, çok istediğim halde, hiçbir zaman g..... Ekrana çevirip sallayamadım. Yani herkes çok marjinal, ben çok basit ve sıradanım. Beni bir yere koyamamalarının nedeni de bu. Çünkü kimsenin akrabası, ailesi, masa arkadaşı, çiş arkadaşı, silah arkadaşı değilim. Çünkü yalancı değilim ve çok basitim. Hiç marjinal değilim, hiç aykırı değilim.

Yeni albümde kimlerle, nasıl çalıştınız?

Laz müzikleri yapan, sesini Beyoğlu'ndan yükselen müzikte duyduğum ve hemen birlikte çalışmayı önerdiğim Kazım Koyuncu, hakikaten Maria Callas'tan sonra etkilendiğim tek ses olan Sonat ve Orhan'la çalıştım. Düzenlemeleri ise Fransız Patrick Chartol yaptı. Patrick bir film müzikçisi, cazcı ve caz bestecisi. Çalışmanın sonunda onu Adanalı Patrick yapmayı becerdim.


Nasıl?

O Türkçe bilmiyor, ben Fransızca... Ben, İngilizce de bilmiyorum. Bu yüzden her şey çok zor oldu. O çok görkemli kuruyordu herşeyi, bir sinema gibi... Ona, "Sen filmi bırak, ben başlı başına bir sinemayım, beni çal" dedim "Dünya seslerini bırak. Benim vücudumdaki sesi çal".

Çaldı mı?

Evet. Bence birbirimizin dillerini bilmeyerek, birbirimizin derinlerini, çocuksu yanlarını bulduk. Dil bilmeyerek daha çok eştik, bilseydik o kadar eşemezdik. Üç gün çalışıp, üç hafta kavga ediyorduk, iki hafta da küsüyor, görüşmüyorduk. O yüzden bir buçuk yılda bitti. Ama benim Türkiyelilerle çalışmam artık çok zor.

Bu zorluğu yaratan ne?

Korkak ve sıradanlar, bu kadar büyük müziği, bu kadar büyük kültürü değerlendiremiyorlar. Kıçıkırık radyoların mantıklarına göre kompozitörlük yapıyor, alet kullanıyorlar. Pop şarkılarında hâlâ zavallı Goran Bregoviç'in izleri var. Yeter be, siz hiç mi yoksunuz ortada, sizi satan ve sattıran insanlar dışında sizin bir gerçeğiniz yok mu? Ortalıkta, gazeteden kesilip yapıştırılmış suratlarla dolaşıyorlar. Ben artık, biricik olmayan hiçbir durumla beraber olamam. Ben artık müzik değil hikâye, yol arkadaşı arıyorum. Kompozitörle, çalgıcıyla benim işim bitmiş. Ben iyiden sıkıldım artık, ahlak istiyorum. Dünya iyi, iyi filmler, iyi müzikler, iyi şarkıcılar, karıya bak ooo, yıkıyorlar ortalığı, ama ahlak yok. Kendi yok. Hayır yok, evet yok, uzlaşma bile yok. Her şey kolaj...

Her şey sistemin bekaası için kullanılabiliyor, öfke de, muhalefet de, aşk da... Daha da mı temkinli olmak gerekiyor?

Bana ne diyorum, ahlaksızım, terbiyesizim, katilim, var mı lan! Hiçbir şey değilim. Bunları daha önce anlamalıydım, çok geç anladım. Aşk beni çok oyaladı.

İyi bir oyalama değil mi, başka şeyler de oyalayabilirdi?

Aaa tabii, para oyalayabilirdi. Her şeyi aşktan öğrendim ben, aşk için ölüp biten bir kadın olmasaydım bir Sibel Can olabilirdim, çünkü ondan daha güzelim. Ama aşk bana hayatın başka bir yönünü öğretti ki, kaldım, yakalandım...

Çok çıplak olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Asla, çok kapalıyım, çok örtülüyüm. Bunu bir gazeteciyle yaptığım röportajda da gösterdim. Tüm sorulara yanlış cevaplar verdim, sonra bunların hepsi yalan yanlış, dedim, "Siz her gün televizyonlarınızla, gazetelerinizle, donumuzdan girip bilmem neremizden çıkıyorsunuz, yalan yanlış... Ben size niye doğru söyleyeyim"...

Neden bunu yaptınız?

Çünkü konuştuğum dergide palavra şeyler vardı. Benim inanmadığım edebiyatçılar var. Pohpohlananlar var. Sırf onlara gıcığımdan yalan konuşabilirim. Kendime kastım hiç yok, bilinçliyim. Komplekslerim az. Şimdi estetik yaptırmak, güzel olmak istiyorum. Göbeğim çıktı, azıcık da yanaklarımdan aldırmak istiyorum. Benim böyle sıkıntılarım daha çok. Tam bunları yapacakken, tek suçları Kürtçe şiir yazmak olan beş kişi gözaltına alınıyor, biri beş aylık hamile bir kadın. Ee şimdi ben nasıl oraya acıyacağım, nasıl burayı güzelleştireceğim?.. Tam âşık olacakken, tam öpüşecekken, işkencede beş aylık çocuğunu kaybeden kadının hikâyesini duyduğumda ben hangi doğruya sabit kalacağım? Hayat bana doğru davranmıyor ki.


Berat Günçıkan
"Sen,her zaman NY'dan daa güzeldin" de."Seni hiç kırmadım ki" de."Kim uydurdu bu yalanı"

http://seytannikahi.blogspot.com/

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #100 : 25 Mart 2010 - 07:24:35 »

Çevrimdışı seytannikahi

  • Gold Üye
  • *****
  • İleti: 5898
  • Cinsiyet: Bayan
  • Benim Adım : Seksi
    • Follow Me
O****u Kırmızı'dan alıntıdır

Alıntı
...kırmızı. sana sadece kırmızı demeliyim. ben başaramıyorum kırmızı. hatırlamak dışında bir mucizem yok. birşeye inandım. birşeye ve sadece bir kere ağlayarak dansettim. oysa hayata bağlanmak için ayağa kalkmıştım.


daha kolay yaşamalıyım. metruk evlerde yaşayan 'tam işte o kelimeydi' dediğim insanların arasında..; daha kolay ama nasıl, onu da bilmiyorum. aşk iki de bir ellerimi tutmak istiyor. 'bir gün sen de cezanı çekersin' diyor. boşuna, ellerimi verme... uyutmayacağım seni, ninniler büyütmuyor çünkü. bahçende sıçrayan ağustos böcekleri hala saçlarımın içinde..; bir tek ben kanadım, bir tek sen gördün beni.

artık özgürüm, öyle yalnızım ki......



dogrum yok benim. her yarim $ey gibi.
ne kederli, ne de mutlu.
peki ya sen! hiç hikayen yok mu senin?

"biraz daha uyu, biraz daha hayatta kal diye tutundugum
ruyalar beynimden yollara fı$kırıyor!"

"bir nefes daha...
geleceği gördüm. kayip duruyordu avucumdan. belirsizliği, igrencligini örtmüyordu.
kırmızı bir senfoni yazmak istedim, yalnız ı$ıkta duyulan.
cünkü beni, sadece babamin aldigi pabuclar sevindirdi, bayram kiyafetleri, annemin saclarima dokunmasi sevindirdi.



ikimizin tani$tigi koltuga oturdum. sesini silmeyi beceremedim.
en iyisi a$ktı... onu buldugum yerde beni götürecek bir ayna aradim."


herşey dönüyor ve kendi etrafindaki tüm masumiyeti yok ediyor. cehennemi sevmekten ba$ka elimde insanca kalan ne var ki... cehennemi ruhu hala ü$üyenler için istiyorum.
kendi kötülügümü istiyorum, son bir defa ara istiyorum.

yine aramamı$sın beni.
biraz daha gec kal ki, bir $ey daha bulayim...
bir gercek daha.

hayatimdaki o i$aret kayip gidiyor gökten; gündüze kar$ıysa yapayalnizim.
parlak bir hediye paketine sıgdı kalbim.


yanli$ bu sözcükler, yanli$. cok agladim, cok erkek oldum cok da kadin.
kimseyle kendimle bile ya$ayamazdim. hep yarım kaldım hep!


bana muhallebiciden tavuk gögsü alirsin.
belki, bana bir adres bile satin alirsin, cok paran vardir senin.
belki ameliyat ettirirsin; gitsin diye yüzümün diger yarisi da.
nerem varsa insan kalan... i$e orasi acitiyor.


ba$ini derenin kenarina koy. atini yildizlara bagla.
dinle ama korkma, cünkü vitamin aldim, iyiyim.
ama; ya bu soluk sonsa, agliyorum fren seslerinin ardindan gelen hiza, kaderimin oyuncagi oldum, sokakta a$ki buluyorum diye ama $ekerleri kazandim, övüncü oldum sessiz uzla$macilarin, övüncü oldum tüm ya$ayamami$larin, bir kurbanın onurunu diktiler yakama.


$imdi her$ey hazir. bir tek eksigim var kirmizi.
bir türlü tamamlanamayan tamamlandikca eksik kalan kirmizi...


pirinc i$lemeli bir aynada kirildi yüzümün diger yarisi.
herkes uyuyordu. yüzümün yarisi benim, yüzümün yarisiyla hep yarim öyküler anlatirim.
peki sen, yarim dudakli bir kadini öpmek ister misin?

bir dilenci gibi yalvariyorum yine de yanit vermiyor aynalar...
dur bir nefes alayim... ve senin sevdigin kadin olayim.


yanli$ bu sözcükler. yanli$ bu dokunu$lar, yanli$ bu anla$ilma istegi.
bir sokaktan, kendiminkine nasil gecmeliyim. sinirlarimi böyle yitirmi$ken...

inan biktim bu sözcüklerden; karanlik, gece, cocuklugum, korku, yeni sevgilim. afrika, cilek tanricalar ve calan telefon zillerinden biktim. bir de kirmizi rujdan. kendi fotografina gülümseyen, kendi ickisinde bogulan, kendi annesinin celladıyım. buyum i$te, ba$ka türlü nefes alamam. cocuk da doguramam. hadi nefes al!


vücudumla bütün duvarlari yikmak isterdim, kamasindaki elmaslara vurgun bir bicak gibi...
tutunmama izin ver ya da öldür dedim.


az ögrenmeliyim, az soru sormali, hic beklememeliydim.
ama, bir sabah bunlari yaptim.
kazanilmi$ nefretlerin övüncü $imdi aynalara. ve bir de utanc.


büyük kentlerin ortasinda, bir i$aret gibi birakilan kirik aynaya dön.
ve ona borclu oldugun güzelligi sor.
o , $imdi nerede... unuttugumuz $arkinin icinde mi?.. kö$e ba$larinda mi?..
biriktirdigimiz yildizlarda mi?.. nicin hepsi dört bacakli?..

ben o’ymu$um kahretsin. kim yapti bunu? kaç yüzyillik i$kence bu?.. nerden bula$tım? bu büyü nereden sarildi sirtimin ucuna? neresinden vurdular kirgin sessizligimi?..
ah o zor veda... boyun egiyorum, bir de...

aglama kalbim. aglama.

ben hep sokak o.r.o.s.p.ularina, ibnelere, travestilere.... a$ik olacagim..
hep masumuz i$te kalmadi gözya$imiz diye bagiracagim senin için akvaryumlar calacagim.
sen büyük evler gibi yikildigimda sanma ki acimi öptügünü unutacagim. cünkü, ne mucize, hep güzel bir kadin olacagim. hayatim boyunca yagmura rastladim, hep yagmura... sana... pis yağmur, pis yağmur.

bir,iki,üç,dört,beş.....altı değil!hayat, benden gizlediğin ellerini hangi cebinde saklıyorsun?

her aşk bir o.r.o.s.p.u yaratıyor.bense beyaz duvaklar ,dokunduğumda irkilen sırtlar çiziyorum.bende oluyorum senin o kendin için korktuğun yerde.....
"Sen,her zaman NY'dan daa güzeldin" de."Seni hiç kırmadım ki" de."Kim uydurdu bu yalanı"

http://seytannikahi.blogspot.com/

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #101 : 25 Mart 2010 - 07:34:50 »

Çevrimdışı seytannikahi

  • Gold Üye
  • *****
  • İleti: 5898
  • Cinsiyet: Bayan
  • Benim Adım : Seksi
    • Follow Me
Kadının albüm çıkarmamasını,kitaplarını bulamıyor olmamı konduramıyorum kendime...Bir röp. daa

Birbirimizin Kısık Sesleriyiz
'Bütün Güzel Çocuklar Şüpheli', 'Sokaklar Uyudu Artık Öpüşebiliriz', 'Orospu Kırmızı' ve 'Rüya Duvarları' adlı kitaplarıyla yazın dünyasına farklı ve hoş bir tat olarak giren Umay Umay, aynı zamanda bir Mardin aşığı. "Rüya Duvarları" adlı kitabında Mardin'in tarihini, insanını, doğasını yazan Umay Umay, "Mardin benim sevgilim, gittiğim bir şehir değil. Mardin benim için hayatımdaki en güzel gözler, saçıma dokunan en güzel el" dedi. Umay, "Bu coğrafya'da her zaman Kürt sorunu vardı. Kültürel çıkışlarla Kürt sorunu çözülebilir. Çünkü hayatı değiştirmenin yolu kültürdür. Bir şiir ile değişirsiniz, bir şarkı ile değişirsiniz" diye konuştu.

"Rüya Duvarları" kitabında Mardin'in tarihini, insanını, doğasını şiirle yeniden yazan Umay'a "Mardin sevdanızın kaynağı nereye dayanıyor?" sorumuza şu yanıtı veriyor:

"Mardin'i 10-11 yaşlarında rüyamda görmüştüm. Bir kapı ve bir merdiven idi gördüğüm. 30'lu yaşlarıma kadar bu nedenle gitmeye cesaret edemedim yığınlarca Kürt arkadaşım olmasına rağmen. Rüyalarımdan korktuğum için gitmemiştim. Bunun çok insani nedenleri vardı. Gidince aşık olur kalır mıyım, taşa takılır düşer ölür müyüm, bambaşka duygularımı keşfedip tüm kodlarımı dağıtır mıyım? Görünmeyen olana mı kapılırım? Kısacası ben oranın bana kendi rüyalarımda sunduğu büyüden korkmuştum. Gittim, yaşadım. Süryani kiliselerinde konuk edildim. Çok güzel günlerdi. O büyü hakikaten beni sardı. Mardin'le bir şehir ve konuk bir kadın olmadık. İki sevgili gibi olduk, ki hala öyleyiz."

Kitabında da Mardin'i yeterince anlatamadığını, sadece anlatmaya çalıştığını ifade eden Umay, "Size bunu sözcüklerle anlatamam. Mardin ve ben birbirimizin kısık sesleriyiz" diyor. Mardin'in hayatındaki en güzel gözler, saçına dokunan en güzel el olduğunu belirten Umay, "Bunlar atmasyon şiirsel laflar da değil" diyor.

'O kadar büyüleyici bir coğrafya ki...'

Bölgedeki savaştan dolayi Mardin'e gitmenin insanlara çok ilginç bir şey gibi geldiğini belirten Umay, "Mardin bir uzay da, biz oraya çıktık sanki. Ama Güneydoğu'nun kendine has, bölge olarak çok özgün özellikleri var. Rengi, dilleri, tarihi, kültürleri, müziği... O kadar büyüleyici bir coğrafya ki... Mardin'e gitmenin en büyük özelliği bu olmalı. O kadar büyülendim ki 2 yıldır gidemiyorum." diye ifade etti.

Mardin'e gidememenin sebebini sorduğumuzda ise, "Her aşkın bir başlayışı ve bitişi vardır. Ahh... Herkese önce gidin, susun ve dinleyin diyebilirim. Bir daha gidecek cesaretim yok. Biliyor musunuz orada insanların yüzleriyle yolları aynı. Yüzlerinde yollar, yollar boyu hikayeler var. O müzik, o ürperti, o şiir..." diyor Umay.

Bir daha yaşayabilecek kadar cesur ve sağlam olmadığını belirten yazar, ayrıca bölge ile turistik ilişki kurmadığını, "O büyük şiirin ve müziğin yanına sanat turları yapıp, onlara edebiyat-müzik öğretecek kadar terbiyesiz, küstah ve kendini bilmez de olmadım. İki sözle, bir bakışla kitapları, bilgileri, yalanları devirecek bir coğrafyaya hep o coğrafyanın zarif konuğu gibi davrandım. Bir türkü söyleseler, hayatınızda bir daha izleyemeyeceğiniz film gibi. Ve offf ne çok hissedip öğrendim, zihnimde kilitledim. Sanırım o da beni kalbinin bir köşesine işledi. Umarım." diye belirtti.

Müziğiyle şiiriyle, duasıyla, ölümleriyle, tavrıyla. Sayabileceğin yığınlarca şeyiyle, bölgenin öğretici olduğunu belirten Umay, "Ben Doğu'yu imtiyazla yaşamak istemiyorum. Orada oralı gibi, oradan yaşamak istiyorum; diğeri bana çok büyük küstahlık gibi geliyor. Sanatı ve sanatçıyı atın bir tarafa, insanı başka bir yerden okuyorum ve bunu bana Güneydoğu öğretti" diyor. Türkiyeli entellektüelleri de eleştiren Umay, bu coğrafyada insanlar hala beyaz olmanın insiyatifini kullanmaktan vahşice haz aldığını belirtti.

'Yoksulluk aslında en büyük zenginliktir'

Kitaplarında sürekli bir kahraman var olan Umay'a, "Kitaplarınızda ikinci kişi nerede duruyor?" diye sorduğumuzda ise şöyle cevaplıyor: "İnsanı anlatıyorum. İnsanın kalbine ve hikayesine, hatta en mahremine giriyorum. İnsanın coğrafyasıyla ilgilenirim Mardin'de de, Londra'da da, Newyork'ta da... Çünkü her şey insanı anlatır. Taşlar, kiliseler hatta savaş bile anlatmaz, insan anlatır. Bu yüzden her şarkıma, her şiirime, öyküme, her yolculuğa her mektupa insanla yola çıkıyorum. İnsanın malzemesinin az olması bir saflıktır ve bu saflık ona büyük bir zenginlik hediye eder. Yoksulluk aslında en büyük zenginliktir."

Kürt kadınının çok güzel olduğunu ve erkeğini cezalandırma biçimine hayran olduğunu söyleyen Umay şöyle devam etti: "Ona atılan bir tokata gözlerini öne eğmesi, yaşlarını eşarbıyla silmesi, küserek cezalandırması bile." Batılı kadının şişirilmiş, cilalanmış görüntüsünün altında hizmetçi olduğunu belirten yazar, "İnsanlığın kendi acıklı bir durumdayken uyduruk haklarla ilgilenemiyorum" diyor.

Müzik, şiir, geziler, aşkların yaşamının ta kendisi olduğunu belirten Umay, "Sanırım ben yazmadan, dinlemeden, söylemeden yaşayamam. Sanat başka bir şeye izin vermiyor ki." diye ifade ediyor.

'Büyük kalpli bir kadınım'

Sanatçı kimliğini tarif ederken, sanattın kendisi için büyük bir ahlak olduğu söyleyen Umay, "Ben çok özel ruhların, çok özel yerlerinde sadece büyük kalpli bir kadınım. Olmak istediğim başka bir sıfat da yok." diyor.

"Unutamadığınız aşklarınız oldu mu?" diye Umay'a sorduğumuzda ise: Aşk herkes için vazgeçilmez. Aşk benim en güzel savaşımdır. Ve aşk için ölmeyi değil, aşk için öldürmeyi tercih ederim. 2000 yılında Mardin'de Med- cezir Kahvesi'nde otururken, 12'ye 10 kala cep telefonuma bir mesaj geldi Kürtçe. 'Sen kimsin güzel kadın?' Aşk için unutamayacağım en şiirsel andı. Hemen o mesajı sildim. Silmeseydim Mardin'de kalırdım" diye belirtti.

Kitabında, 'Ölünceye dek seni seveceğimi sanmıştım; ama sana aşık oldum' diye yazan yazara "Aştan korkuyor musunuz?" sorumuzu şöyle cevaplıyor:

"Büyük aşklar yaşamış bir kadın olarak, izin verirseniz biraz korkayım. 'Beni karşılayan aşktı' diyen bir kadın, Mardin'de tir tir titresin. Kadın olmaktan değil, aşktan bahsediyorum. Erkekle kadın ilişkisi kurmak çok kolay. Bakışırsınız, öpüşürüsünüz, sevişirsiniz, onları herkes yapıyor. Ama ben size aşktan bahsediyorum. Nusaybin'deki teller, o rüzgar; orada ruhuma bulaşan sızı... Sırtıma değer rüzgar bile anlatıyordu her şeyi. Oturup gazetelerden okumaya hiç gerek yok. Rüzgarın içindeki gürültü anlatıyor imkansızı, aşkı. En azından bana..."

'Kürtlerin beni okuduğunu biliyorum'

Okurunu tanımlayan Umay, 55 yaşındaki ev hanımından 15 yaşındaki genç kızlara kadar farklı kesimlerin kitaplarını okuduğunu belirtirken, "Çoğu kez şaşırıyorum bu farklılıklara" diyor. Kürtlerin kendisini okuduğunu bildiğini belirten yazar, "çünkü onları en güzel, en içten benim anlattığımı anlıyorum" diye söylüyor. Müziğinin de kitaplarının da sesizlik, konsantre istediğini belirten Umay, "Bir iç birikim lazım; bilgi demiyorum. Kalbinin acısı lazım, burkulduğu yerler lazım, hayal gücü lazım" diyor.

Kürt sorununun çözümüne ilişkin sorumuzu da çevaplayan Umay Umay şöyle devam etti: Bu coğrafya'da her zaman Kürt sorunu vardı. Kürtler her zaman siyasi yollara başvurdular. Onlardan her zaman kültürel çıkışlar bekledim. Çünkü hayatı değiştirmenin yolu kültürdür. Bir şiir ile değişirsiniz, bir şarkı ile değişirsiniz... Annem, Leyla Zana mecliste Kürtçe yemin ettiği zaman, 'Keşke oğluna Kürtçe söylediği bir veda türküsü okusaydı' demişti...

"Sen,her zaman NY'dan daa güzeldin" de."Seni hiç kırmadım ki" de."Kim uydurdu bu yalanı"

http://seytannikahi.blogspot.com/

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #102 : 25 Mart 2010 - 07:56:10 »

Çevrimdışı seytannikahi

  • Gold Üye
  • *****
  • İleti: 5898
  • Cinsiyet: Bayan
  • Benim Adım : Seksi
    • Follow Me
Biyografi:

Umay Gedikoğlu, (Umay Umay) (1966, Trabzon), Türk yazar ve şarkıcı.

İlk müzik çalışmalarına 1990 yılında “Hush” grubundan Eray Artan ve Melih Rona ile bir araya gelerek “Leprechaun” grubuyla başlamıştır.Umay Gedikoğlu, kısa süren bu çalışmadan sonra asıl çıkışını tüm müzik ve sözlerini Barlas’ın (Barlas Erinç) yazdığı pop rock tarzındaki "Umay Umay" albümüyle yapmıştır.

1994’te Emre Plak’tan çıkan "Umay Umay" albümüne, şarkıları yazan Barlas’ın yanı sıra, bugün hepsi müzik alanında önemli isimlere sahip olan Şebnem Ferah, Teoman ve Özlem Tekin vokalleriyle, Alper Erinç ise düzenlemeleriyle destek olmuştur. Albümün en tanınan ve sevilen şarkılarından, klibi de çekilen Hareket Vakti şarkısını daha sonra Afili Yalnızlık albümünde Emre Aydın da seslendirmiştir.Albümde diğer bir klip çekilen şarkı ise Bozdur Yeminleri olmuştur.

Umay Umay’ı geniş kitlelere ulaştıran "Umay Umay" albümünden sonra ikinci albümü Naylon, 1996 yılında BMG etiketiyle çıkmıştır. Türkiye'nin ilk elektronik - pop albümü iddiasındaki albümde şarkı yazarlığıyla Barlas (Barlas Erinç) yine destek verirken Mete Özgencil, Kıvanç K. ve Ümit Kuzer’le de bir araya gelinmiştir. Bu albümün klipleri Umay Umay'a Mete Özgencil’in de eşlik ettiği Düşmedim Daha, Naylon ve Edepsiz adlı parçalara çekilmiştir.

Umay Umay’ın üçüncü albümü "Ağzı Bozuk Aşk Mektubu", ETNO Müzik etiketiyle 2002 yılında çıkmıştır. Toplam 10 parça ile bir remix içeren albümün yapım aşamasında Patrick Chartol ile çalışılmıştır. Albüme Kazım Koyuncu da konuk müzisyen olarak davet edilmiştir.

Umay Umay’ın müzik çalışmalarının yanı sıra beş adet de kitabı bulunmaktadır. Kitaplarını eşcinsellere adamıştır. Kürtleri, eşcinselleri, devrimcileri ve Mardin'i anlatmıştır.Bir dönem Birgün Pazar'da köşe yazarlığı da yapmıştır. Kazım Koyuncu'nun Gyuli Çkimi şarkısının üzerine Kalbim Acıdı adlı şarkısını söylemiştir.

Albümleri:

 Umay Umay (1994)

Bozdur Yeminleri
Hareket Vakti
Böl Beni
Gece Aşkları
Karşılıksız Sevmedin ki
Sil Baştan
Günah Kadar
Marlin Leyla
Siyah Bulutlar
Gitme Kal


 Naylon) (1997)

Naylon
Edepsiz
Söz Verilmez Ki
Hiç Param Yok
Düşmedim Daha
Şeker Anne
Ölümü Gördüm
Hiç Param Yok
Naylon (slow)
Dönemez


 Ağzı Bozuk Aşk Mektubu (2002)

Yok Yok
Kalbi Camdan
Aşk Mektubu
Aloooğ
Kalbim Acıdı
Affet
İhanet
Melekler
Babam Da Yok
İstanbul
Kalbi Camdan 2

Kitapları:

-Orospu Kırmızı
-Rüya Duvarları
-Sokaklar Uyudu Artık Öpüşebiliriz
-Bütün Güzel Çocuklar Şüpheli
-34 U 442/Veda Busesi

http://tr.wikipedia.org/wiki/Umay_Gediko%C4%9Flu
"Sen,her zaman NY'dan daa güzeldin" de."Seni hiç kırmadım ki" de."Kim uydurdu bu yalanı"

http://seytannikahi.blogspot.com/

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #103 : 25 Mart 2010 - 18:07:58 »

Çevrimdışı seytannikahi

  • Gold Üye
  • *****
  • İleti: 5898
  • Cinsiyet: Bayan
  • Benim Adım : Seksi
    • Follow Me
Ağzı Bozuk Aşk Mektubu"nda son derece dişi hisler var ama acı baskın.
Benim albümümdeki acı kimsenin üstüne fışkırmaz. Çamur gibi, kusmuk gibi yapışmaz. Çok kendi halinde, asil, mağrur, kendi odasından bağıran, oklarını kendine çevirmiş bir acıdır. Açıkçası acıyla da çok ilgilenmiyorum. Bu kadar acımayan, acının üstünü örten, acıdan ve acıklıdan korkan bir dünyada ben de acıyorum. Ama acıklı bir hale getirilmesin diyorum. Acı ruhumun yüzlerce parçasından sadece bir tanesi. Albümüm çok öfkeli, çok şakacı, çok kavgacı aynı zamanda. Acı meselesinin marjinal lafı gibi üzerime yapışmasını istemiyorum. Anadolulu bir kadınım. Marjinal ne demek anlamıyorum. Bana marjinal diyerek bu hayatta hakikaten marjinal yaşayanlara hakaret etmiş oluruz. Benim arkamda bir fabrika çalışıyor. Annem, babam, ablam, sevgilim, dostlarım... Bence Türkiyeliler çok marjinal!

Size ne demek lazım?..
Bak, bana çok bağlı ama çok bağımsız diyebilirsin. O kadar bağlıyım ki ruhuma, hayatımdaki her şeye... Hiç kimsenin hayatından gitmiyorum. Yeri geldiğinde taciz ediyorum. Çünkü insan kendini her gün yeniden yapar. Yani seninle topladığım her şeyle birlikte yürümek istiyorum.

Tırnak içinde itiraf, özellikle kadın sanatçıların çok kullandığı bir yöntem. Siz de itiraf ediyorsunuz.
Hayır, ben itiraf ettiriyorum. Benim tüm yazılarım, tüm şarkılarım aslında itiraf ettirmedir. Ben sizin kalbinizin peşindeyim, kendi kalbimi ayna yapıyorum size. İtiraftan çok utanırım.

Albümün açılış parçasında "sağlam erkeğim yok" diyorsunuz. Kadının illa bir sağlam erkeğe ihtiyacı var mı?
Sağlam erkek bir küfür, bir istek değil ki! İnsanların ‘sağlam’ olmazsa yaşayamaması, bir ev kurmak için bile en garanti yere gitmesi, heteroseksüel numaraları falan filan. Küfür yani! Hiç ihtiyacım yok. Sağlam erkek beni görünce sokağını değiştiriyor zaten. Sadece aşka ihtiyacım var. Kime âşık olacağımı bilemem. Şu an size kadın olduğumun garantisini bile veremem. Hiç bilmiyorum...

Altı yıl sonra albüm yaptınız.
Bu albüm benim için çok büyük bir aşk sonrası sevgiliye yazılmış bir mektuptu. Boşluğum yok benim. O kadar çok korktum ki, hepsini doldurdum. Altı yıl boyunca sadece gezdim, sadece uyudum, oturdum, âşık oldum. Çok sıkılmıştım. Habire kendi cakamı satmaktan, numara yapmaktan... Maskeyi attım ve çok iyiyim tamam mı? Yakam buruştu, düzeltmiyorum.

Kadın ne zaman "Sevgilim, eve dönelim" der?
O lafı sevgilime demedim. "Kalbi Camdan'da, bana dokunan her şeyin lafını ettim. Ben her şeyi aşk üzerinden okuyorum. Kodlarım yer değiştirmiş benim. Yumruk yediğimdeki kodum kızmak olmayabilir. Bu arada koordinatlarım da çok karışık. Canım ne isterse oraya takıyorum fişleri! Klibi de bu şarkıya çektik.

Bangır bangır bir albüm olmuş! Ya da zangır zangır!
Evet ama albümün gizli kahramanı Kazım Koyuncu. Çünkü ben yanlış miks yaptım. Albümümü kısık dinleyemezsin mesela. Benim ruhum volüm ruhu! Ruhuma göre miks yaptım, yanlış oldu. Yanlış kurdum bazı şarkıları, hiçbir kurala uymadım. Ki bu bir başlangıç. Kuralsız davranacağım çok projem var daha. Ve Kazım hiç karışmadı, anladı beni. Bu büyük bir müzisyenliktir.

"Kalbim Acıdı"yı Kazım Koyuncu’nun şarkısı "Gyuli Çkimi"nin üzerine söylüyorsunuz.
Zuğaşi Berepe’yi dinlemiştim. Sevmiştim ancak bir yakınlık duymuyordum. Bir gün yolda yürüyordum, bir çocuk bir şey söylüyordu ve ‘ah’ dedim ve gittim dükkânın camına yapıştım. Bir ay bu evde sadece o şarkı döndü durdu. Bence albümün tüm hikâyesi bu. Yolda yürüyorsun, bir şeye rastlıyorsun ve kalbin acıyor! Telefon açtım, hadi gel dedim ben de adama! Onunla bir şey yapmalıydım. İki müzisyen olarak çok seviştik. Müzisyen olarak güzelliği benden büyük bir adam o. Bundan sonraki projem onunla beraber. Eylül gibi devrimci şarkılar, aşk şarkılarının, kendi bestelerimizin olduğu bir albüm çalışmaya başlayacağız.

Kırılmış bilek gibi nasıl bakılır?
Aynada o bakışı görürsün! Ya da görmüşsündür. Ben gözlerimin kırıklarını çok güzel yapıştırdım. Ama kırılmayacak diye bir sözüm yok.

05 Haziran 2002 - Ilgın Sönmez/Hürriyet
"Sen,her zaman NY'dan daa güzeldin" de."Seni hiç kırmadım ki" de."Kim uydurdu bu yalanı"

http://seytannikahi.blogspot.com/

Ynt: Umay Umay
« Yanıtla #104 : 25 Mart 2010 - 19:18:05 »

Çevrimdışı unicorn

  • Deneyimli Üye
  • ***
  • İleti: 122
şey enteresan mesela... şöyleki:

rahmetli kazım koyuncu çok değerli bir müzisyen, ondan bin kere bahsetmesi ve onurlandırması çok güzel, vefkarca.

mete özgencil'e filan da atıfta bulunduğunu gördüm.
 
ancak ben umay umay'ın hiç bir röportajında, 'beni umay umay yapan ilk albümünün söz ve müziklerini yapan barlas olsun, o albümde bana vokal yapan özlemler şebnemler rolü vardır başarımda' falan dediğini hiç ama hiç okumadım, duymadım görmedim. hatta ilgili ve bilgili olan müzikseverler dışında da bu bakımdan o şarkıları hep umay umay'ın kendisi yazmış sanılır. o da buna izin verir.

sonradan kendi de şarkı yazmış, hatta kitaplar, şiirler, vb. yazmış. ve zaten de ilginç ve uçuk bir kadın. normalde hayran olacakken bu durum onun samimiyetine inanamamama sebep oluyor malesef. 
« Son Düzenleme: 03 Ağustos 2010 - 14:56:58 Gönderen: unicorn »