Çocukluğundan beri rock dinliyor ve çığlık atabilmek için klarnet çalmayı öğrenmiş. Ergenliğini siyahlar içinde ve gülümsemeden geçirmiş. Aynı anda iki albüm, bir diziye imza atan Özlem Tekin, üstüne bir de Işıl Kasapoğlu'nun yönettiği Mucizeler Komedisi adlı müzikalde Şener Şen'le rol alacak. Yine de bu soruyu sordu...
* Özlem Tekin deyince marjinal, aykırı bir genç kadın geliyor insanın aklına...
Bana sorarsan neşeli, disiplinli, pek fazla taşkınlık yapmayan bir tipim. Olmadık yerlerde olmadık şeyler yapan biri değilim. Biraz aykırılığım var ama "marjinal rockçı" denecek kadar değil. Çok uçta olsam bu röportajı yapıyor olmazdık zaten.

* Peki bu imaj nereden yapıştı kaldı?
Konserlerden olsa gerek. Sahnede Türkiye'deki hiçbir şarkıcıya benzemediğimi biliyorum. O hakikaten vahşi bir durum. Türkiye için aykırı bir şey...
* Bu "vahşilik", şovunun bir parçası mı? Planlı bir davranış mı?
Yok. O benim elimde olmadan yaptığım bir şey. Ben öyle öğrendim. 10 yaşından itibaren rock dinlemeye başladım. Onlara özenerek büyüdüm yani... Rock müziği söylemek benim için böyle olur. Ayrıca çok feci deşarj oluyorum sahnede. Çok mutlu oluyorum. Bu marjinallik, herhalde sahnedeki halimden, görüntümden kalmış olabilir. İsim vermeyeyim ama başka şarkıcılarla yanyana koyduğunuz zaman ben farklıyım.
* Toplumsal hareketlere inanmıyorum demişsin...
Evet, dedim... Ne olmuş?
* Bunu politik bir tavrın olmadığı için mi söyledin?
Genelde ben bir araya gelip bir şeyler yapmaktan değil, bireysel hareketlerden hoşlanıyorum...
* Ama bir grupla birlikte çalışıyorsun sahnede...
Evet ama ben yönetiyorum. Bu benim işim. Bütün şarkılar benim. Onları bir arada tutmaya çalışıyorum. Bir hedefe doğru giderken herkesin katkıda bulabileceği şeylerden kaçıyorum. Bir araya gelmek, örgütlenmek filan, onlara kalkarsak iş çok uzuyor. Ben aklıma geleni hemen yapmak istiyorum. Tek başına yapmak çok daha kolay.
* Müzik yaşamında değil, genel olarak toplumsal hareketlerin yararına inanıp inanmadığını sordum.
Ben sadece müziğimi yaparım, şarkı söylerim. Her koyun kendi bacağından asılır... Önce kendin için bir şey yapabiliyor olman lazım.

* Yanlış anlama... Toplumsal bir hareket içinde olman, liderliğini yapman filan beklenmiyor. Bu tür hareketlere karşı mısın diye sordum...
Karşı değilim ben hiçbir şeye. Ben kendim bir şey yapacaksam yaparım. Toplumsal hareketlere neden karşı olayım. Zaten o tür şeylerle alâkam yok
* Mucizeler Komedisi'nden bahsedelim. İlk sahne deneyimin mi?
Evet. Meltem *****bul ile dönüşümlü oynayacağız.
* Birden bire nasıl oyuncu olunuyor?
Bilmem. Yapabiliyor olmak lazım herhalde. Tanınıyor olmamın da avantajı var.
* Ama ne kadar tanınmış olursan ol, oyuncu olarak sahneye çıktığın zaman çakılıp kalırsan...
Böyle bir ihtimal de var tabii. Ama yapabileceğimi gördüler. Ben bir filmin, bir dizinin kıyısından köşesinden ufak tefek rollerde daha önce göstermiştim kendimi. Ama bana bu kadar ağırlık verecek, güvenecek bir yapıma çıkmamıştı.
* Sil Baştan dizisinde oynuyorsun, müzikalin provalarına giriyorsun ve iki albüm birden çıkaracaksın. Hepsini bir arada nasıl yapabiliyorsun?
Disiplinli ve programlıyım dedim ya... Öğleye kadar dizi setindeyim, sonra provalara gidiyorum. Akşam dizinin kalan sahnelerini çekiyoruz. Solo albümüm zaten bitmek üzere. Ozz grubuyla da bir heavy metal albümü için stüdyoya giriyoruz. Aralıkta albümüm çıkacak ve müzikal başlayacak. Yıl başında da heavy metal albümüm geliyor.
Rock dediğin sürüden ayrı olmak
* Rock müzik bir isyanın ifadesi derler...
O çok kalıp oluyor. İsyan da değil de, hayatı sorgulayıp farklı davranmaya, farklı bakış açıları getirmeye kendini zorlamak diyelim. Sürüden biraz ayrı olmak.. Bunun gibi şeyler. Hayat size öğretilen gibi olmayabilir. Benim algıladığım ve yansıttığım hep bu oldu. Ama sağ elimde, en yakın arkadaşım gibi hep rock müziğini tuttum. Buna dayanarak çok sağlam olmuşumdur.
* Somut olarak nasıl etkiliyor hayatını?
Etraftan ne derler, yanlış anlaşılırım gibi endişelerim yok Bu insana büyük özgürlük getiriyor. Kimse senin yanında olmasa bile koyduğun hedefe gidebiliyorsun. Tüm rockçlar edilgen değil, çok etkendirler. "Rock bir yaşam tarzıdır" diye klasik bir cümle vardır ya... Onu geyik bulurdum ama hakikaten dönüşüyor bir yaşam biçimine. "Gerek", "lazım" gibi kavramlar bende yoktur. Röportaj yapmam gerekmiş. Yapmayacağım ağabey işte! Ya da "Oraya gitmen yakışık almaz..." "Bana ne, gideceğim" gibi özgürlükler söz konusu. Gerçi bir iş yapıyorsanız nasıl bir özgürlük olabilir ki!
* Özel yaşamında kolay bir insan mısındır? Evliliklerinde filan...
Evlilikler değil... Bir tane, o da 6 ay sürdü.
* Eşin Pashan Music bir DJ'di. Neden ayrıldınız?
Neden evlendik ki zaten. O konuya girmesek!
* Olur. Daha sonra mimar Eral Tapan'la birlikte anıldın. Çok farklı insanlar...
Benim hayatımdaki erkekler birbirinden çok farklı. Yanyana koysan hayatta arkadaş olamazlar.
* Değişik bir çevreye girdin o ilişkinle. Yaşamın da değişti mi?
İnsan ister istemez değişiyor. Hep Taksim'e takılamazsın mesela. Bir davet olunca gidiyorduk tabii. Ama Kemancı'ya da gittiğim oluyordu. Ben atıyorum kendimi bir akışın içine nereye gidiyorsa gidiyor. Değişik insanlar tanıyor, farklı bir şeyler görüyorum. Hep aynı şeyi yaşarsan nasıl üreteceksin? Oralara gittim, "Magazin malı güllü dallı motorlar" diye bir şarkı yazdım işte. Kemancı'da motor göremezsin. Başka yerde görüyorsun motoru.
* Nedir o "güllü dallı motorlar"?
Bilmiyorsan boşver, bir şarkı işte...
* Söylesene nedir o şarkı?
Geçelim onu... Şaka yaptım sadece.
Özlem Tekin'den ayrıldıktan sonra o şarkının sözlerini buldum. Bu sözler, onun ne demek istediğini biraz olsun anlatıyor: "Görgülü bilgili olsun, zengin olsun diye hiiiç işim olmaz/ Benim keyfim yerinde/ Magazin malı güllü dallı motorlar gibi koca aramıyorum ki oğlum ben/ Bu şarkılar niye, aşk için aaaaşk..."
* Konservatuarda klarnet eğitimi almışsın. Neden herkes gibi piyano ya da keman filan değil?
Küçükken piyano çalıyordum. Şarkıcı olmaya karar verince sesimi kullanmayı öğrenmek için başladım klarnete. O çığlıkları başka türlü atamazsınız. Önce 10 yıl klarnet çalmanız lazım.
* Birkaç çığlık için 10 yıl...
Birkaç çığlık ve ötesi için 10 yıl...
* Şebnem Ferah ile birlikte Volvox'la ilk kez duyuldunuz. Dört kızdan oluşan bir rock grubu...
Şebnem'le Ankara'da tanıştık. Gitarcı arıyorlarmış. "Gitar çalamam ama klavye çalarım" dedim. Şebnem'i görünce bayıldım. Hiç rock yapan kız yoktu Ankara'da. Geldik İstanbul'a başladık. Paraya para demedik vallahi. Teklif üstüne teklif geldi...
* Dört tane güzel kızdınız üstelik. Teklifler biraz da ondan mı geliyordu?
Şu söylediğin denmesin diye gecemizi gündüzümüze katarak çalıştık. Sıfır hata ile çalıyorduk
* Neden o grup dağıldı?
Volvox'ta daha da güzel şeyler yapabilirdik ama ben her şeyi sil baştan yaşamayı seviyorum. Mesela Amerika'ya taşınma hikâyem de öyle. Evimi barkımı, arabamı her şeyimi satıp savıp gittim.
* Arkadaşlığınız sürüyor mu Şebnem'le?
Sürüyor. Zannedildiği gibi küslük yok. Şimdi ben bir şey soracağım. Ben ne münasebetle sizin gazetenin o sayfasını işgal edeceğim?
* Daha ne olsun; iki albüm, bir dizi, bir müzikal... Üstelik şu dövmeler de var... Vücudundaki dövmeler de eğlence olsun diye mi?
Eğlence olsun diye yaptırılacak bir şey değil. Bir ömür boyu üzerinizde kalıyor. Çok iyi düşünüp yaptırmanız gerekir. Yaşlandığım zaman da vücudum dövmelerle kaplı olsun isterim
* Kolundaki dövme neden tel örgü biçiminde?
Klasiktir bu. 64 Mustang gibi bir şeydir. Pek çok insanda vardır, hep sağ koldadır.
* Bunun bir anlamı var mı?
Hayır. Hiç bir dövmenin hiçbir anlamı yok Benimkilerin yok yani...
* Parmağına da yaptırıp sonra sildirmişsin...
Evlenirken yaptırmıştım, evlilik yüzüğü diye. Sonra ayrılınca sildirdim. Ama çok güç oldu.
* Ayrılmak mı?
Hayır dövmeyi sildirmek...
* Bütün bunlardan anlaşılıyor ki pek kuraldışı bir durum yok hayatında.
İstiyorsan benden beklenen, ama hiç söylemediğim cevabı vereyim... "Kural tanımam arkadaş. En marjinal benim, benden marjinal yok." Bunları bir desem bitecek bu konu. Ben de sanki ayıp bir şeymiş gibi "Yok canım o kadar da aykırı değilim" demek zorunda kalıyorum. Tamam arkadaş kural da tanımam, en marjinali de benim.
Siz dinleye durun ben biraz yaşayayım
* İki yıl önce her şeyi yüz üstü bırakıp ABD'ye gitmişsin...
Giderim... Yeni albümüm çıkmıştı. Bir klip çektim. Bir düşündüm ki ben burada ne yapıyorum? Memuriyet gibi röportajlara gidiyorum. Sözüm meclisten dışarı... Albüm çıktı diye aynı televizyon programlarına katılıyorum. İçime fenalık geldi. "Siz dinleye durun ben biraz yaşayayım" diye New Orleans'a gittim. Bir yıl her şeyden uzakta yaşadım. Rahatlık insana yaramıyor.
* Orada ne yaptın?
Kick-boks yaptım.
* Mesela yüzme filan gibi daha makul şeyler yapsan...
Onu da yaptım. Ata da binerim. Ringe çıkacak kadar kick-boks yapıyorum.
* Bu heavy metal nasıl bir şey?
Woowww... Çok sert bir müzik! Rock gibi herkesin kolay dinleyemeyeceği bir şey. Tam deşarjlık. Aslında maç seyretmekten farkı yok.
* Şarkı sözlerinde bir değişiklik oluyor mu heavy metal olunca?
İlk albümümde daha toplumsal içerikli şarkılar vardı, onlardan biraz var.
* Nasıl oluyor toplumsal içerikli heavy metal?
Mesela "Sebepsiz Savaş" adlı bir şarkım var. Onu uyarladık. Ama aşk şarkıları da var.
* Yani konuların farkı yok. "Wooww" olan müziğin kendisi...
Aynen öyle, müzik ve sound'un kendisi.
* Küçük yaşta mı başladın rock dinlemeye?
On yaşından itibaren simsiyah geziyorum..
* Nasıl simsiyah?
Metalciydim. Giyimimden makyajıma kadar her şeyim simsiyahtı. Kuru kafa kolyeler filan. Hiç gülmedim 15 yaşıma kadar.
* Metalci gülmez mi?
Gülmez. Karizması bozulur. Şimdi onun acısını çıkarıyorum zaten...
* O halinle kimseyle flört ettin mi?
Çok ufaktım canım... Konservatuara girince iş rock'a dönüştü.
31.10.2004
Röportaj: Arda USKAN"