Gönderen Konu: Evrim Teorisi/Dört kanatlı tüylü dinozor  (Okunma sayısı 941 defa)

Evrim Teorisi/Dört kanatlı tüylü dinozor
« : 26 Eylül 2009 - 09:23:59 »

Çevrimdışı carcass_

  • Deneyimli Üye
  • ***
  • İleti: 138
  • Cinsiyet: Bayan
  • yokum artık..
Dört kanatlı tüylü dinozor

Çin'de 155 milyon yıllık tüylü ve dört kanatlı küçük dinozor fosili bulundu.



AA

Paris- Nature dergisinin son sayısındaki makaleye göre, Çinli paleontolog Şing Şu ve çalışma arkadaşları, kuzeydoğudaki Liaoning vilayetinin Tiaojişan yöresinde eksiksiz dinozor fosili buldu.
"Anchiornis huxleyi" adı verilen yeni dinozor türünün, "teropodlar" olarak adlandırılan ve kuşlarla akraba oldukları düşünülen familya içinde yer aldığı belirtildi.

"Archaeopterix"ten daha eski dinozorların tüysüz oluşu, evrim zincirinde eksik halka olduğunu akla getiriyor. "Anchiornis huxleyi"nin özellikle ayak civarının bol tüylü oluşunun, evrime yeni bakış açısı getirebileceği düşünülüyor.

Araştırmacılara göre, ön ve arka ayakların alt kısımlarıyla kuyruktaki tüyler, dört kanat ortaya çıkması sonucunu doğurdu. Ancak büyük tüyler, sonraki kuş evrimi sırasında daha da büyürken, arka kanatların tüyleri küçüldü veya kayboldu.


________________

Gerçek bir haber olmasını umuyorum.Ara geçit canlısının olması, evrim toerisinin varlığını güçlendirir.
Darwin'e selam :b:

« Son Düzenleme: 19 Ekim 2009 - 13:25:14 Gönderen: carcass_ »

Özlem Tekin

Evrim Teorisi/Dört kanatlı tüylü dinozor
« : 26 Eylül 2009 - 09:23:59 »

Ynt: Dört kanatlı tüylü dinozor
« Yanıtla #1 : 28 Eylül 2009 - 01:28:32 »

Çevrimdışı carcass_

  • Deneyimli Üye
  • ***
  • İleti: 138
  • Cinsiyet: Bayan
  • yokum artık..
bilim dünyasının sahte bilim adamlarının zamanında sahte işlere imza atmaları insanları evrim fikrinden uzaklaştırabiliyor. umarım bu keşif onlardan biri değildir.Zaman..
« Son Düzenleme: 28 Eylül 2009 - 01:29:20 Gönderen: carcass_ »

Ynt: Dört kanatlı tüylü dinozor
« Yanıtla #2 : 04 Ekim 2009 - 09:58:33 »

Çevrimdışı carcass_

  • Deneyimli Üye
  • ***
  • İleti: 138
  • Cinsiyet: Bayan
  • yokum artık..
Darwin'in alaycıkuşları ve kaplumbağaları gördüğü adalar: Galapagos Adaları
http://www.milliyet.com.tr/galeri/yeni/goster.asp?prm=0,2793421&galeriid=7744
« Son Düzenleme: 04 Ekim 2009 - 09:59:58 Gönderen: carcass_ »

Ynt: Dört kanatlı tüylü dinozor
« Yanıtla #3 : 19 Ekim 2009 - 13:20:26 »

Çevrimdışı carcass_

  • Deneyimli Üye
  • ***
  • İleti: 138
  • Cinsiyet: Bayan
  • yokum artık..
15/02/2009
110 yıl yok sayıldı
Cem Gurbetoğlu Ezgi Aksoy
Türlerin Kökeni, basımından 110 yıl sonra Öner Ünalan’ın çevirisiyle Türkçeye kazandırıldı.
Darwin’in evrim kuramı’nı anlattığı Türlerin Kökeni adlı kitabının yayınlanmasının üstünden 150 yıl geçti. Türlerin Kökeni, basımından 110 yıl sonra Öner Ünalan’ın çevirisiyle Türkçeye kazandırıldı. 2009 yılının Darwin’in doğumunun 200, Türlerin Kökeni’nin yayımlanışının 150. yılı olması nedeniyle Uluslararası Biyoloji Bilimleri Birliği ve UNESCO tarafından Darwin yılı olarak ilan edildi. Biz de bu vesileyle Ünalan’la Türkiye’de evrim kuramı ve Darwin karşıtlığı üzerine sohbet ettik.

Türkiye Darwin ile nasıl ve ne zaman tanıştı?
Darwin, bilim tarihinde köşe taşı sayılan veya anıt bilim adamı diyebileceğimiz biridir. Örnek vermek gerekirse Galileo, Newton, Pastör, Einstein ayarında veya o sınıftan bir adamdır. Bu değerli bilim adamıyla Türkiye’nin çok daha önce tanışmış olması gerekirdi. Ne yazık ki böyle olmamıştır. Ülkemizde Darwin sanki yok sayılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 1940’lardaki çeviri çalışmalarında bile Darwin’in hiç değilse programa alındığına dair bir bilgi yoktur. Özel yayınevleri de Darwin’e ilgi göstermemiştir.
Darwin ancak 1968’de Türkçeye çevrilmiştir. İlk çevrilen kitabı “İnsanın Türeyişi”dir. İnsanın Türeyişi’ni Almancasından İç hastalıkları uzmanı Dr. Yavuz Erkoçak çevirmiştir. Erkoçak ayrıca, Darwin’in Türkçeye mutlaka kazandırılması gerektiğini söylemiş ve bu yolda bizi özendirmiştir. Türlerin Kökeni’ni ben 1969’da çevirdim, 1970’de yayımlandı. Yani Darwin’in organik evrim teorisi’ni ortaya koyduğu kitap ancak 111 yıl sonra Türkçe basıldı.
Türkiye’de Darwin 110 yıl yok sayılmıştır. Bu hüzünlü tabloyu mutlaka göz önüne getirmekte yarar var. Sanıyorum ki bu durum, Türkiye toplumunun çok uzun zaman düşünce ve ifade özgürlüğü bakımından baskı altında olmasının bir sonucudur.

Türlerin Kökeni’nin yayımlanmasının üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen evrim kuramı üzerinden tartışmalar hâlâ devam ediyor. Hatta evrim kuramı’nı kabul edenler ve etmeyenler diye iki kamp olduğu iddia ediliyor. Siz bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bilim çevrelerinde organik evrim teorisi tartışılıyor değil, Darwin’in organik evrim teorisi’ni göz önünde tutarsak, bu teorinin doğruluğu kanıtlanmıştır. Ayrıca organik evrim teorisi yeni bilgiler ışığında daha da geliştirilmiştir. Bugün ‘organik evrim teorisi yoktur’ desek yanlış söylemiş olmayız. Çünkü evrim artık biyolojinin bir dalı olmuştur. Ama politik ve ideolojik amaçlarla teori hâlâ tartışılıyormuş, çürüklüğü gösteriliyormuş gibi bir hava yaratılıyor. İşte gerçeklik budur. Bu durumda benim söyleyeceğim başka bir şey kalmıyor. Çünkü organik evrim, biyolojinin bir dalı olduktan sonra kim ne diyebilir? Bunun tartışılacak bir yönü yoktur.

Türkiye’de de Darwin’in evrim kuramı’na dair tartışmalar sürüyor. Evrim karşıtı çeşitli yayınlar, kitaplar basılıyor, okullara ücretsiz dağıtılıyor. Türkiye’de evrim kuramı üzerinden sürdürülen tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de Darwin’in organik evrim teorisi’ni doğru dürüst bilen kişi sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. 70 milyonluk nüfusta kaç kişi Türlerinin Kökeni’ni ve Darwin’in diğer kitaplarını okumuştur? Ayrıca kaçı bu kitapları gerektiği gibi değerlendirebilmiştir? O bakımdan ben organik evrim teorisi’nin tartışılması derken, Darwin’in organik evrim teorisi’nin tartışılmasını kastediyorum. Çünkü tartışılan gerçekte budur. Darwin kötülenir, Darwin’e tıpkı Marx’a sövüldüğü gibi sövülür ve teori reddedilir, çürütülemez. Bilimsel yöntemli bir tartışma yoktur.

Peki, niye böyle?
Türkiye’de gerici ve baskıcı egemen toplumsal sınıflar ve katmanlar, düşüncede ilerici -ilerici derken materyalist ve diyalektik düşünceyi kastediyorum- düşünceyi sürekli kösteklemeye çalışırlar. O bakımdan Darwin’in organik evrim teorisi’ni, sanki doğruluğu kanıtlanmamış gibi ele alıp reddederler, kötülerler ve bu arada kendi ideolojileri ve politikaları bakımından ne söylemek istiyorlarsa onu söylerler. İşte Türkiye’de olup biten budur. Yani bir çeşit komedidir.

Sizin ‘Darwin ne yaptı?’ adlı bir kitabınız da var. Gerçekten Darwin ne yaptı da bugün hem politik, hem de bilimsel tartışmalarda önemli bir noktada duruyor?
“Yeryüzündeki canlılar nasıl var oldu” sorusu öteden beri insanların kafasını kurcalamıştır ve bu soruya dinler yanıt vermiştir. Bir yaratan vardır. Yaratan, bütün canlıları yaratmıştır. İş bu kadar basittir. Bizim toplumumuzu ilgilendirdiği kadarıyla “yaratılış”, Tevrat’tan bize gelmedir. Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlık için Tevrat’taki “yaratılış” dogması geçerlidir. Bu dogmaya göre tanrı, bütün canlıları üç günde yaratmıştır. Bugün nasıllarsa, öyle ayrı ayrı ve bugün oldukları gibi yaratmıştır. Yalnız insanı ayrı yaratmıştır. Ademi çamurdan yaratmış ve cennete koymuştur. Sonra Adem’in canı sıkılmasın diye onun kaburga kemiğinden Havva’yı yaratmıştır. Görülüyor ki insan bütün hayvanlardan ayrı olarak düşünülüyor burada. Üstelik tanrı, insanı kendi biçiminde yaratmıştır. Yani insan tanrısallaştırılıyor, tanrının suretinde yaratılıyor çünkü. Sonra yeryüzüne gönderilmiştir Adem ile Havva ve bütün canlılara egemen olmuşlardır.
Peki, Darwin bu dogmaya karşı ne yapmıştır? Darwin, “yeryüzündeki türler bugün olduklarından farklıydı. Değişerek bugünkü biçimlerini almışlardır. Bu değişim durmamıştır, bugünkü türler yarın olmayacaktır, yerlerini başka türler alacaktır” demiştir. Yalnız bu türler nasıl meydana geldi, sorusuna Darwin yanıt vermez. Yaratılış dogması yanıt verir: Tanrı böyle yaratmıştır.
Darwin’i bu bakımdan eksik bulup eleştirenler çıkar. Oysa organik evrim teorisi’nin işi yeryüzünde canlı madde nasıl oluştu sorusuna yanıt aramak değildir. Bu, kimyasal evrimin işidir. Organik evrim teorisi yeryüzünde yaşamın başlangıcından yola çıkarak işi açıklamaya koyulur. Darwin’in teorisine göre insanın da öbür canlılarla birlikte ele alınması gerekir. Çünkü insan da onlarla akrabadır, aynı kökenden gelmedir. Görülüyor ki, burada yaratılış dogmasında insana bahşedilen tanrısallık ortadan kaldırılıyor. İnsan da öbür canlılar gibi ele alınıyor. Darwin kutsal kitaptaki dogmayı baştan aşağı yıkmıştır. Bu durumda ister samimi olarak, ister başka amaçlarla savunsun bu dogmaya inanan insanlar için Darwin son derece sevimsiz bir adamdır.
Darwin’in organik evrim teorisi biyolojiyi bir bütün haline getirmiştir. Darwin’e varıncaya kadar biyoloji dağınık bilgiler toplamından başka bir şey değildi. Darwin, teorisiyle bu dağınık bilgileri toparlamış, biyoloji bir bütün olarak sağlam bir bilim olmuştur. Biyoloji, bu bakımdan fizikten daha sağlam bir bilimdir. Biyolojideki bütünlük fizikte yoktur. Darwin bunu başarmıştır. Yani biyolojiyi biyoloji yapan adamdır Darwin.

2009’da Darwin yılı kapsamında çeşitli etkinlikler yapılacak. Bu kararın Türkiye için önemi nedir? Yapılacak etkinliklerde neler öne çıkarılmalı?
Bu karar yalnız Türkiye için değil, bütün dünya ülkeleri için çok güzel ve yerinde bir karardır. Ne yazık ki, dünyadaki birçok ülke düşünce ve ifade özgürlüğü bakımından Türkiye’den çok çok daha geridedir. Bu bakımdan bu kararı sevinçle karşılamak lazım.
Bu yıl ne olur? İki şey önemli. Önce Darwin’in doğru tanıtılması lazım. Darwin’i kim doğru tanıtacak. Çünkü Darwin’den söz etmekten çekinen insanlar var bu ülkede. Darwin’in teorisine inandığını söylemek Türkiye’de bir riski göze almak demektir. Ne yazık ki, bu konuda ülkemiz çok geriye gitmiştir. Demek ki, Darwin’i dosdoğru, bilimsel bir şekilde ortaya koymak lazım.
İkincisi, Darwin’i ülkemizdeki her insanın anlayacağı bir düzeyde anlatmamız lazım. Bunu kimler yapacak? Elbette biyolojiyle ilgili insanlarımız yapacaklar. Onların ne kadarı bu işe hevesli bilemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki, onların kimileri böyle bir görev almaktan çekinirse hiç şaşmam. Demek ki, Darwin’in Türkiye’de gereği gibi anılması için “bulunması iyidir, gereklidir” diyebileceğimiz koşullar pek bulunmuyor.
Umarım yanılıyorumdur. Umarım, Darwin hiç ummadığımız bir şekilde, başarıyla anılır ve ülkemizin insanlarının hiç değilse önemli bir bölümü Darwin Yılı dolayısıyla organik evrim teorisi hakkında bilgi edinir ve dünyaya daha farklı bir açıdan bakmaya başlar.
Bu arada Darwin’in Türkçeye çevrilmiş yapıtlarının yeni baskıları gündeme getirilebilir. Öğrendiğim kadarıyla Evrensel Basın Yayın, Türlerin Kökeni’nin yeni bir baskısını yapacak. Bu yolda görev alacak bütün arkadaşlara başarılar dilerim.

alıntı:evrensel

Ynt: Evrim Teorisi/Dört kanatlı tüylü dinozor
« Yanıtla #4 : 09 Kasım 2009 - 14:18:33 »

Çevrimdışı carcass_

  • Deneyimli Üye
  • ***
  • İleti: 138
  • Cinsiyet: Bayan
  • yokum artık..
İlkokullarda tarih şeritleri vardır. Tarih boyunca çağlar ve çağların önemli olayları bu tarih şeridi üzerinde göste-rilir. İşte fosiller de canlıların evriminin bir nevi tarih şerididirler. Evrim karşıtları eskiden fosil kayıtlarının geçiş türleri bakımından eksik olduğunu ve dahası varolan fosillerin evrimi kanıtlamadığını iddia ederlerdi. Şimdilerde ise internetten satın aldıkları sahte fosilleri sergile-yerek bulunan fosillerin evrimi çürüttüğünü iddia ediyorlar. Oysa her yeni bulunan fosil evrim kuramını daha da güçlendiriyor. İşte size örneği: Bilim insanları fok, deniz aslanı ve mors gibi pinipedlerin yani yüzgeçayaklıların karada yürüyen bir akrabasına ait bir fosil buldular. Pinipedlerde kollar yüzgece dönüşmüştür. Bunlar hem karada hem de denizde yaşayan memelilerdir. Bu Arktik fosilin yaşı yirmi ila yirmidört milyon yıl olarak belirlendi. Deniz memelileri suda yaşamaya başlamadan önce onların ataları karada yaşı-yordu. Bilim insanları karadan suya geçişi gösteren pek çok geçiş dönemi fosili bulmuşlardı. Ancak bunlar balina ve deniz ineklerinin karadan suya geçişini gösteriyordu. Bunlardan en yakın bilineni Tiküaklıların evrimini izleme-mize olanak tanımaktadır. İskeleti inceleyen bilim insanları bunun yüzgeç yerine perde ayağa sahip olduğunu gördüler. Daha önceleri de pinipedlere (yüzgeç ayaklılara) ait daha ilkel fosiller bulunmuştu ancak bulunan en eski kalıntı yirmi ila yirmi sekiz milyon yıl öncesine aitti ve yüzgeçli idi. Buna bakarak yüzgeçayaklıların nasıl suda yaşamaya uyum sağladıklarını anlamak oldukça zordu. Buradaki kayıp parçanın bulunuş hikayesi de oldukça ilginç. Kanada Doğa Müzesinde omurgalılar üzerinde çalışan Paleontolog Natalia Rybczynski ve çalışma arkadaşları 2007 yılında Ottowa’daki Kanada Arktik bölgesinden kamplarına dönerken kullandıkları aracın yakıtı bitiyor ve Natalia yakıt bulmak için araçtan ayrıldığında, kendisiyle çalışan doktora öğrencisi aracın yakıt deposunu kontrol etmemiş olmanın verdiği sıkıntıyla arabanın dışına çıkıyor ve toprağı eşelemeye başlıyor. bu sırada bir incik kemiği parçası bulu-yor. Natalia yakıt ile birlikte geri döndüğünde ise doktora öğrencisini pek çok siyah kemikle birlikte Rybczynscki’nin kendi tanımı ile bir nevi “fosil dansı” yaparken buluyor. Birkaç gün içinde burası bir kazı alanı haline getiriliyor ve kalıntıların kafatasının önemli bir kısmı hariç tamamı ortaya çıkarılıyor.
Başlangıçta ekip, garip bir su samuru bulduklarını düşünüyor ancak laboratuvardaki daha ayrıntılı incelemelerden sonra dişler ve kafatası bunun yüzgeçsiz, ilkel bir pinipede (yüzgeçayaklıya) ait olduğunu ortaya çıkarır. Ancak yine de emin olamazlar ve kafatasının kayıp kısmını bulmak üzere 2008 yılında tekrar kazı alanına giderler. kayıp parçayı da bulduktan sonra kutlamalara başlarlar. Kazıyı yapan ve fosili tanımlayan ekip ona Puijila Darwini ismini verdi. Cinsin ismini belirten Puijila kelimesi, kazıların yapıldığı Nunavut bölgesinde konuşulan yerli dili İnuktitut’a göre “genç deniz memelisi” anlamına geliyor.Bölge yönetimi ve halkının kazıların yapılmasında oldukça önemli yardım ve destekleri olmuş. İsimlendirme 2009 yılında Darwin Yılı’nda yapıldığı için de tür ismine geçiş canlısını büyük eseri Türlerin Kökeni’nde tasvir eden Darwin’in onuruna darwini denilmiş. Darwin geçiş hayvanını şu kelimelerle tanımlıyor: “tamamen kara hayvanı olan bir canlı, sığ sularda, daha sonraları akarsu veya göllerde, zaman zaman avlanarak, açık denizde yaşayabilecek kadar cesur bir hayvana sonunda dönüşebilir.”
Yürüyen fok Puijila Darwini 110 cm uzunluğunda. Su samuruna benzi-yor. Uzun bir kuyruğa, köpeğe benzer dişlere ve yüzgeç ayaklara sahip bir hayvan. Vücudunun bir kısmı tıpkı su samuru gibi yüzmeye uygun. Ancak yaşamının önemli bir kısmını karada geçiriyor. Puijila Darwini her ne kadar modern deniz aslanlarının doğrudan atası olmasa da, bunların evrimine oldukça büyük bir ışık tutuyor ve bu alandaki önemli evrimsel bir boşluğu dolduruyor.


Kaynakça:
1.) Rybczynski N., Dawson M. R., Tedford R. H., A semi-aquatic Arctic mammalian carnivore from the Miocene epoch and origin of Pinnipedia, Nature 458, 1021-1024.
2.) http://www.nature.ca/puijila/index_e.cfm

Ynt: Evrim Teorisi/Dört kanatlı tüylü dinozor
« Yanıtla #5 : 10 Kasım 2009 - 09:42:15 »

Çevrimdışı emredogan

  • Gold Üye
  • *****
  • İleti: 4520
Okuduğum bi kitapta insanın krımozomlarının sadece %10'unun dolu olduğunu ve geriye kalan %90'ı kullnamadığını görmüştüm...%100'ünü kullanmak içinde daha hiç gerçekleşmemiş olan SON EVRİM TEORİSİnin olması gerekiyormuş..Ne kadar doğru bilmiyorum ?

Ynt: Evrim Teorisi/Dört kanatlı tüylü dinozor
« Yanıtla #6 : 16 Mayıs 2010 - 18:23:29 »

Çevrimdışı w-lion

  • Bizden Biri
  • *****
  • İleti: 1616
  • Cinsiyet: Bayan
vay be!..

Ynt: Evrim Teorisi/Dört kanatlı tüylü dinozor
« Yanıtla #7 : 16 Mayıs 2010 - 18:59:58 »

ARGo_

  • Ziyaretçi
dört kanatlı tüylü dinozor bune be reklam gibi. redbul kanatlandırır..yoktur böyle bi yaratık varsada tüylü değildir veya 4 kanatlı değildir. hadi 2 sini anladık diğer 2 si neresinde mevcut..çok uzun açıklama..yazıyorsada okumadım..zuahah tüy döküyormuymuş bu dinozoruz..